1 Haziran 2008

Sektörün bu kadar birbirine düşmüş bir dönemini hatırlamıyorum

Yıldırım: "Sektörün bu kadar birbirine düşmüş bir dönemini hatırlamıyorum" Röportaj ve fotoğraflar: Hüsamettin Berber

Kartvizitinde Tarım Yazarı diye geçiyor usta gazetecinin. 1988’den beri muhabirlik, haber müdürlüğü, İzmir Temsilciliği yaptığı Dünya Gazetesi’nde, 11 yıldır da Tarım Dünyasından adıyla köşe yazıyor Ali Ekber Yıldırım. Ekonomi gazeteciliği ve tarım konusunda çok sayıda ödülü olması sektörün nabzını ne kadar başarılı tuttuğunun bir göstergesi olsa gerek. Zeytin ve zeytinyağı sektörünü, üretici veya ihracatçı yerine, bu kez, usta bir gazetecinin penceresinden mercek altına almak, sanırız birçoğumuza objektif bir bakış açısı sunacaktır…

Ülkede zeytin ve zeytinyağı sektörünün yol haritası iyi belirlenmeli, aksi taktirde çıkmaz yollara sapılabileceğini belirtiyorsunuz. Bu yol haritası ortaya konulurken, ilgili kurumların hiçbirinin dışarıda bırakılmamasının önemini vurguluyorsunuz. Sektör bir çıkmaz sokakta mıdır?

Sektörde bana göre çok gereksiz ve küçük hesaplar peşinde koşulan bir tartışma yapılıyor. Her şeyden önce sektör, bir uzlaşma içinde sorularını çözebilecekken, özellikle son birkaç yıldır bir tartışma, ayrışma yaşanıyor. Sektör adeta iki gruba bölünmüş görünüyor.

Üretici ve ihracatçı olarak!

Evet. Ben sektörü 20 yıldır izliyorum. Yaklaşık 11 yıldır tarım yazarı olarak, onun öncesinde de muhabir olarak izledim. Zeytin ve zeytinyağı sektörünün bu kadar birbirine düşmüş, bu kadar birbiriyle uğraşan bir dönemini hiç hatırlamıyorum. 1995-96’da büyük stoklar olmasına rağmen, böyle bir dönem hiç yaşanmamıştı. Fakat son yıllarda sektöre bir virüs bulaştı. Üretici, sanayici, tüccar son birkaç yıldır karşı karşıya getirildi. Eskiden bu sektörde üretici sanayici genelde birlikte hareket ederdi. Ankara’ya sorunları birlikte götürürlerdi. Ama bugün üretici ile ihracatçı karşı karşıya. Çok ciddi tartışmalar yaşanıyor. İnsanlar küçük hesapların peşinde, sektörün gücünü göremiyorlar. Oysa sektörün kendisini anlatmaya, gücünü göstermeye ihtiyacı var. Bu ülkede Tarım Bakanı bile zeytinyağı priminin ne zaman başladığını bilmiyorsa sektör kendisini ifade edemiyor demektir.

Tarım Bakanı’yla görüşmeye gittim. Bakan’ ın Türkiye’de zeytinyağına destekleme priminin ilk kez ne zaman verildiğinden habersiz olduğunu gördüm. Müsteşarına sordu o da bilemedi. İlk kez Yalım Erez döneminde 40 cent olarak başladığını sonra AKP Hükümeti tarafından 10 kuruşa indirildiğini söyledim. Bakan şaşırdı. Sektör daha kendisini, sorunlarını Ankara’ya anlatamamış. Sanayi Bakanlığı’nda, Tarım Bakanlığı’nda öncelikle kendisini anlatması gerekiyor. Burada birbiriyle kavga edeceğine zeytinyağının durumuna ilişkin geleceğe yönelik neler yapılabileceğini Ankara’ya ve dünyaya anlatması gerekiyor. Ama bunları bırakıp, kendi kendimize kavga ederseniz sektör bundan çok büyük zarar görür.

Ankara’ya üretici ve ihracatçının, beklentilerini birlikte anlatması lazım, ama her ikisinin de beklentileri farklı sektörün geleceğine yönelik.

Mutlaka farklı. Farklı olmasından daha doğal bir şey olamaz. Üreten her zaman fiyatın daha yüksek olmasını ister. İhracatçı da daha düşük fiyata alıp yüksek fiyata satarak bundan kar etmek ister. Bu zaten ekonominin genel kuralı. Bu noktada kimse bir şey demiyor. Ama şu an mevcut tartışmalar içerisinde herkes kaybediyor. Üreticide kaybediyor, sanayici de. Neden?

Uzlaşma sağlanamadığı için. Yapılması gereken, sektörün sorunları tek sesle dile getirmesi. Destekleme primi konusunda tek bir sesle Ankara’ya gidip görüşülse gerektiğinde eylem yapılsa daha etkili olurdu. Prim ilk kez uygulandığında (Sanayi ve Ticaret Bakanı Yalım Erez), kiloya 40 cent prim verildi. Daha sonra bu 10 kuruşa kadar düşürüldü kimsenin gıkı çıkmadı. Tabii ki tepkiler oldu ama çok cılız, çok bireysel kaldı. Şimdi AB’de uygulanan 1.32 euro, bizde uygulanan 20 kuruş. Böyle komik bir durum.

SEKTÖR OLARAK 1 YTL’YE HAYIR DENİLDİĞİNDE NE YAPILDI

Prim rakamı üzerinde de tartışmalar var. Örnek olarak UZZK’dan da ihracatçılardan da çıkan rakamlarda aşağı yukarı aynı. 1 YTL civarı bir rakam telaffuz ediliyor. Fakat böyle bir tartışma yaşanıyor. İhracatçının yaklaşımına popülist mi bakılıyor?

Evet, 1 YTL olması çok önemli, fikir olarak da çok önemli, söylenmesi de çok önemli. Burada sadece göstermelik olarak 1 YTL demek olmaz. Sektörün bu görüş etrafında uzlaşması gerekirdi. Neden bu uzlaşma sağlanamadı? Ayrıca primin 1 YTL olması için Ankara’da ne yapıldı? Ben her gün zeytine 5 YTL, pamuğa 3 YTL öbürüne 1 YTL prim verin diye söylerim. Bu yeterli değil. Pamukçular önceki sene miting yaptılar. Pamuk primini inanılmaz arttırdılar mesela. Bu sene (2007) az oldu ama, en azından böyle bir çaba içinde olunca bunun artabileceği ortada. Rakam üzerinde de çok durmuyorum. Önemli olan burada sorunu ve “niye 1 YTL”yi karar verenlere anlatabilmek. Tarım Bakanlığı’na, Sanayi Bakanlığı’na, -artık maliye bakıyor birçok şeye- Maliye Bakanlığı’na güçlü bir sesle anlatabilmek önemli olan. Ankara’ya taraflar tek başına giderse bunun etkisi az olur. Temel sorun o zaten.

Dış Ticaret Müsteşarlığı’nda da problemler mi yaşanıyor acaba bu kararlar verilirken. Zira Mustafa Sever (Tarım Dairesi Başkanı) 1 YTL’ye sıcak baktı. Bu geçecekti ama, Önceden duyulunca, bir şekilde engellendi deniliyor.

“Prim 1 YTL’ye yakın olacaktı, ama duyum alınınca düştü” demek bana inandırıcı gelmiyor. Ben gazetemde yazdım. Elimde Bakanın, Müsteşarların imzaladığı belge var. Tarımsal Destekleme ve Yönlendirme Kurulu’nun karar metni var. Orada zeytinyağına 20 kuruş destekleme öngörülüyor. Yani “biz yüksek açıklayacaktık, ama duyuldu yapamadık” sözleri bence tamamen balon. Bu bana hiç inandırıcı gelmiyor. Başka bir ürünün primini azaltsalar diyeceğim ki, oradan alıp zeytinyağına verdiler. Çünkü daha önce zeytinyağından keserek pamuğa verdiler. 2007 ürünü destekleme priminde zaten 9 kuruş artış var. Diyelim ki 70 kuruş vereceklerdi sonra vazgeçtiler. Vazgeçince hangi ürüne verdiler. Diğer ürünlerde hiç artış yok. Bu nedenle kendi kendimizi aldatmaya gerek yok. Sektör yeterli lobiyi yapamadı ve derdini anlatamadığı için prim istenen düzeyde olmadı.

Tarım Bakanlığı, Sanayi Bakanlığı ve Maliye Bakanlığı bir araya gelip bütçeyi hiç arttırmadan ne yapabiliriz ona baktılar. Geçen sene ne kadarsa prim o. Zeytinyağında 9 kuruşluk bir artış yapıldı. Zaten bazı ürünlerin üretiminde düşüş olduğu için, destekleme primi için ayrılan bütçenin bile altında prim verilecek. O yüzden “ 1 YTL’ ye yakın verecektik ama duyulunca iptal oldu” sözünü hiç inandırıcı bulmuyorum.

Diğer yandan, UZZK’nın kaliteye göre fiyat verilmesi önerisini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Zeytinyağında kaliteye göre fiyat verme zaten bir ölçüde var. Ama bunun daha sistemli olması açısından tabiî ki yararları var. Fakat ondan önce düşünülmesi gereken daha önemli konular var. Prim konusunun çözülmesi önemli, işte ithalat konusu sürekli gündeme getiriliyor. Pazarlamayla ilgili ciddi sorunlar var. Tağşişle ilgili sorunlar var. Tüketici yönüyle bakmak lazım.

ZEYTİNCİLER ARADA KAYNADILAR

Doğu Akdeniz Zeytin ve Zeytinyağı Zirvesi Sonuç Bildirgesinde de yer alıyor. Deniliyor ki “ Ülkemizde ambalajlı ve markalı ihracatın arttırılması, sürekli pazarların elde edilmesiyle mümkündür” deniliyor. Fakat koşulların eşit olmadığı da biliniyor. Gümrük vergileri ve farklı kota uygulamaları ihracatçıyı zorluyor. İhracatçıda çözüm olarak Dahilde İşleme Rejimini talep etmişti. İthalata izin verilmedi sonuç olarak. Tekrar gündeme geldi, siz nasıl bakıyorsunuz konuya?

Sezon öncesinde veya ürün piyasaya çıktığında bazı ürünlerde, dahilde işleme rejimi (DİR) kapsamındaki ithalat talepleri, genellikle fiyat baskısı yaratmak için talep ediliyor. İç piyasada yeterli zeytinyağı var. Ama satmıyor üretici, toptancıda satmıyor. Fiyat biraz yükselsin diye bekliyor. İhracatçı ise dünya fiyatından yağ almak istiyor. Bu da çok doğal. Karşılıklı bir çekişme var. Bir taraf fiyatın yükselmesini diğer taraf düşmesini istiyor. DİR kapsamında ithalat taleplerinin bu amaçla dile getirildiğini düşünüyorum. Daha önceki yıllarda buna izin verildi. Fakat doğru dürüst ithalat olmadı. Ayrıca bugün fiyatlar çok ucuz denilen ülkelerde de o kadar ucuz değil açıkçası.

Zeytinde bazı çeşitlerde gerçekten DİR’ e ihtiyaç vardı. Zeytinyağı hep ön planda olunca zeytinciler arada kaynadılar. Yine konu prime geliyor. Eğer iyi bir destekleme primi olursa sadece üreticinin değil ihracatçının da daha uygun fiyata yağ alıp ihraç etmesine katkı sağlar. Veya ihracat destekleri daha yüksek olsa, sanayici üreticiden maliyetine bile alsa, ihracat desteğiyle aradaki farkı kapatabilir. Tabii bu sorun devamlı olacak diye bir durumda yok. Öncelikle kendi kaynaklarımız diye düşünüyorum. Bugün otomobil de ihraç ediyoruz diye övünüyoruz ama bir bakıyorsun yüzde 95’i ithalata dayalıysa bundan Türkiye kazanmıyor demektir. Hele tarım ürünlerinde bu bana çok mantıklı gelmiyor açıkçası. Benim için öncelik Türkiye’de ki üretimin en iyi şekilde değerlendirilmesidir. Bu konuda Dış Ticaret Müsteşarlığı’nın da ikna edilmesi gerekir. Ama biz bunun yerine dışarıdaki üreticiyi destekler nitelikte karar alırsak, o zaman bu kadar zeytin ağacı dikildi. Bu ürünler ortaya çıkınca ne olacak. O zaman zeytinyağı üretimini bırakalım. Ne de olsa ithalat yapıyoruz. DİR kapsamında hiç ürün getirilmez demiyorum ama önceliğin içeride ki yağın değerlendirilmesi olması lazım.

İTHALATA KARŞI OLANLAR, MARKALI İHRACAT YAPALIM DİYENLER

Ama bir yerde de katma değer sağlamak olmuyor mu? Zira hep dökme yağ satıyoruz. Dışarıda markalanıyor piyasaya sunuluyor. DİR kapsamında bunu tersine işletmiş olmuyor muyuz?

Zaten DİR kapsamında gelen yağı ambalajlı göndermiyor. Yine dökme gönderiyor. Yani onu da ayırmak lazım. Şu an Türkiye’de ithalata karşı olanlar, ihracatı markalı yapalım, katma değer Türkiye’de kalsın diye savunanlar. Ama dökme olarak gönderelim diyenler, aynı zamanda ithalatı da savunanlar. Suriye’den Tunus’tan yağ getirip. Bunu Türk markası ile satalım diyen yok. Türkiye bu düzeye ne yazık ki gelmedi henüz.

DİR KAPSAMINDA BUĞDAY GETİRİP İÇ PİYASAYA VERDİLER

DİR kapsamında getirilen malların iç piyasaya da sürülebileceğine yönelik endişelerde var. İşte süttozu gibi birçok üründe bu yaşandı deniliyor. Böyle bir tehlikede söz konusu olabilir mi, gerçekten?

Olabilir. Sadece süttozunda değil, unda da yaşandı. Buğday getirip iç piyasaya verdiler. Yahut Toprak Mahsulleri Ofisi’nden ihraç kaydıyla ucuza buğday alıp iç piyasaya yüksek fiyattan verenler oldu. Hangi ürüne bakarsanız bu usulsüzlükler var. Süttozundan sonra süt fiyatı düşüyor. Yani siz bunu dışa bağımlı bir ürün olarak getiriyorsanız, mutlaka onda bir takım usulsüzlükler çıkıyor.Bunu yapmayan çok dürüst sanayiciler, gerçekten getirip işleyen , gönderen sanayicilerde var. Zeytinyağcılar bu usulsüzlükleri yapacak diye bir şey yok. Zeytinyağında çok köklü firmalar var, Türkiye’de ki markalı ihracatın neredeyse tamamını yapan firmalar. Ama bir bakıyorsunuz onlarda istemiyor ithalatı.

Peki, yok yılında dış pazarlar nasıl korunacak. Ondan dert yanılıyor. Zincir marketlere tekrar girmek zor oluyor deniliyor.

Mutlaka işin zorluğu var. Ben ihracatçı değilim. İhracatçı da kendi açısından haklı olabilir. Bir pazarı kazanmak kolay değil ama kolayca kaybediliyorsa bir sorun vardır. Ben ihracatın 103 bin tona ulaştığı zamanı da biliyorum.

Alıcılar da Türkiye pazarını iyi biliyor. 1 yıl yağ olduğunu ertesi yıl olmadığını biliyor. Ve buna göre talepte bulunuyor. Hiçbir ihracatçının gidip alıcılara ben sana her sene 100 bin ton garanti ediyorum diyebilir mi? Demez, çünkü bu kadar yağ yok zaten. Üretim arttıkça tabiî ki o sorun da çözülecek.

İç piyasada hiç yağ olmasa, mecburuz ithalata derse o zaman haklı ihracatçı. Türkiye’ de iç piyasaya da, ihracata da yetecek kadar yağ var. Ama biz satmıyoruz. İthalatla bunu kıralım, o şekilde ihracat yapalım diye düşünülürse, o zaman üreticiyi sonraki yıllarda üretim yapmaktan caydırırsınız. Üretici fiyatlar düşer ve zarar ederse niye üretim yapsın ki. Bunu Türkiye hep yaşadı.

Eskiden stoğun çok yoğun olduğu, bu stoğu askere mi yedirsek, öğrencilere mi dağıtsak diye tartışıldığı günleri de biliyorum. Pamukta da bu böyleydi. Türkiye’nin pamuk ithalatı üretiminden fazla oldu. Türkiye’de tarlamı yok, Türkiye’de üretici mi yok. Ama o pazar ithalat tarafından ele geçirildi. Bir süre sonra üretim gücünü kaybedince fiyatlar eskisi gibi ucuz da olmuyor. DİR olduğu zaman bu iç piyasaya etkisi olmadan yapılabilir mi, bana göre çok mümkün değil. İhracatçı kendi açısından haklı, bir sürü insan çalıştırıyor, o kadar yatırım yapıyor. Ama ben tarıma kafa yoran, yazı yazan birisi olarak ithalatı savunmak durumunda değilim.

Ortak sorunlarından biri Tağşiş, çok fazla gündeme geliyor.

Asıl sorun o zaten. Birilerinin zeytinyağından haksız kazanç elde etmesini önlemek gerekir. Türkiye’de bunu yazan bir tek demeyim ama, bunu defalarca yazan ve aynı zamanda da sıkıntı yaşayan birisiyim ben. Tüketici gözüyle baktığınızda haksızlık var, ihracatçı için de üretici içinde haksızlık var. Ben ona zeytinyağı sahtekarlığı diyorum. O dernek bunu dedi, bu kurum bunu dedi gibi kavgalar yerine bunların konuşulması ve çözülmesi gerektiğini düşünüyorum. Bu konu da UZZK’ nın ortaya koyduğu, kalite kontrol sisteminin çok önemli olduğunu artı ihracatçılar birliğinin de buna sahip çıkmasının sorunu çözeceğine inanıyorum.

ÇÖZÜLMESİNİ İSTEMİYORSAN KOMİSYONA HAVALE ET

Ali Ekber Bey, son olarak yine geçtiğimiz günlerde TBMM’de zeytinyağıyla ilgili olarak bir araştırma komisyonu kuruldu. Nasıl bakıyorsunuz, sektöre katkı sağlayabileceğine inanıyor musunuz?

O komisyonlarda zeytinyağının gündeme gelmesi çok iyi. Fakat bundan önce ki komisyonların yazdığı rapor ne oldu, ne gibi sonuçlar elde edildi. Hiçbir şey yok ortada. Türkiye’de bir işi komisyona havale etmek demek, onu çözümsüzlüğe havale etmektir. Çözemiyorsan ya da çözülmesini istemiyorsan komisyona havale et derler. Önceki komisyonlarda hangi sorunlar tespit edilmişti, kaç tanesine çözüm üretildi. Şimdi yine milletvekilleri bölge bölge, il il gezerek yeni bir rapor hazırlayacaklar. O rapor yine raflarda kalacak. Bu birazda sorunları ötelemek anlamına geliyor. Bence bu komisyonun 1. görevi, önceki komisyonun raporunu ele almak olmalıdır.

TARSİM’DE HAKSIZ REKABET ORTAYA ÇIKIYOR

Tarım sigortalarını sektöre bakan yönüyle değerlendirir misiniz.

Tarım sigortalarıyla ilgili bana zaman zaman, üreticilerden şikayetler geliyor. Özellikle çiftçi kayıt sistemine kayıtlı olan çiftçilerin sadece Tarsim tarafından sigortalanması haksız rekabete neden oluyor. Çiftçiler birçok bölgeden arıyorlar. “Biz eskiden sigortacıyla pazarlık yapıyorduk. Primleri, komisyonları belli oranda düşürüyorduk. Şimdi çiftçi kayıt sistemine kayıtlı olan çiftçileri sadece Tarsim sigortalayabiliyor. Tarsim ne derse onu kabul ediyorsun. Rekabet ortadan kalkıyor. Bir de ödemelerin çok çok geç yapılması yönünde şikayetler var. Hasar ödemeleri çok geç yapılıyor. Bir üretici 2007 Mayıs-Haziran hasarının 2008 Ocağında, 6 aylık gecikmeyle yapıldığını ifade etti. Burada çok ciddi bir düzenleme gerekli. Bir de sel, kuraklık gibi temel hasarlar sigorta kapsamında yok. Türkiye’de asıl bu ikisi yoğun yaşanıyor. Bunlar kapsam dışındaysa sigortanın çok da anlamı yok.

Röportaj . Sayı 13