20 Haziran 2009

“Çevreye karasu deşarjını görünce bu projeyi gerçekleştirdim”

KARASUYA PATENTLİ ÇÖZÜMZeytin ve zeytinyağı sektörünü tanıyan herkesin bildiği üzere, zeytin karasuyu son dönemde, sektörde en çok tartışılan sorunların başında geliyor. Konu meclis komisyonlarının ziyaretleri sırasında düzenlenen sektör toplantılarında sık sık görüşüldü. Hatta bu konuda 100 bin YTL’ye yakın para cezasıyla yargılanan tesis sahipleri bile vardı. Zeytin karasuyunun çevreye deşarjı kanunla yasaklanmış. Çevreye direk deşarj edilen karasu, boşaltıldığı ortama ciddi zarar veriyor. İşte sıkıntıda tam bu noktada ortada çıkıyor. Firmaların, karasuyu bünyelerinde tutmalarının zorluğu ve 3 faz çalışan firmalar için de 2 faza dönmenin maliyeti zaten mevcut piyasa ve pazar koşullarında birçok sıkıntıyla boğuşan şirketleri daha da kilitleyen bir hale sokuyor. Bu noktada çevre bilinci yeteri kadar oturmamış bazı firmalar karasuyu illegal bir şekilde doğaya boşaltabiliyorlar.

İşte, haberimize konu olan sistemin mucidi olan Yağız Alp Aksoy da 5 yıl önce, İzmir-Urla da çevreye karasu deşarjına şahit olunca bu sorunun çözümüne yönelik araştırmalara girişmiş. Sözün özü, İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü’nde genetik okuyan 3. sınıf öğrencisi Aksoy, zeytinyağı üreticisi firmaların kabusu olan zeytin karasuyu sıkıntısına geliştirdiği ve patentini aldığı projeyle derman oldu. Aynı zamanda bir madencilik firmasının ar-ge grubunda yer alan Alp Aksoy 22 Ocak’ta patentini aldığı projeyi, içlerinde makine, maden ve ziraat mühendislerinin de yer aldığı bu ekiple birlikte kapsamlı bir çalışmanın sonunda tamamlamış. Aksoy’un projesinin özelliği ise firmaları 2 faza dönmenin maliyetinden kurtarıyor olması. Şimdi, bu yeni sistemin detaylarını Yağız Alp Aksay’dan öğrenelim.

Bu projenin ortaya çıkışı nasıl oldu?

Aslında ilk fikrin ortaya çıkışı şöyle oldu. Urla’da yazlığımızın olduğu yerde gezerken bir koku geliyordu insanlara. Hani bu nedir, diye araştıra araştıra karasuya geldik. Ben bunu bir gördüm, Urla’da bu atığı etrafa atıyorlardı. Arıtmaları olmadığı için çevreye deşarj ediyorlardı. Zaten bu birazda saklanan bir konudur. Çok popüler ve konuşulan bir konu değildir bu. Kimse konuşmak istemez. Oradan fikir ortaya çıktı. Sonra laboratuar ortamında ne yaparız diye başladık. Niye arıtılamıyor, arıtılsa niye kullanılamıyor gibi sorulardan yola çıktım. 4 yılda ortaya çıkmış bir proje bu. İlk 3 senesinde laboratuar ortamında sonuç aldığımız fakat endüstriye geçiremediğimiz kısım, projenin patentini aldığımız kısmı ise tamamen endüstriye yönelik olan kısmıydı. Şu andan sonraki aşama tamamen sanayiye geçiş aşaması

Zeytin karasuyunun, atık mı yoksa “artık mı” olduğu tartışılıyor. Özellikle 3 faz çalışan işletmeler için çözülmesi gereken önemli bir sorun. Sizin sisteminiz bu sorunun çözümüne nasıl katkı sağlıyor?

Ben 4 senedir bu proje üzerinde çalıştığım için genel sıkıntıları biliyorum. Şu an fabrikaların yaşadığı 2 çelişki var. Birincisi yasadan dolayı doğaya atamadıkları karasuyu ne yapacaklar. İkincisi 2 faz sistemde karasu çıkmıyor. Yalnız 3 fazdan 2 faza geçtiklerinde yüzde 25 oranında bir maliyet ortaya çıkıyor. Bu 2 soruyu ben projede çözüyorum. Dolayısıyla 3 faz çalışan işletmeler için yaptım ben bunu. Ben projemde vakumlu tambur filtre sistemi kullandım. Vakumlu tambur filtre sistemine çok özel karakterize edilmiş zeytin karasuyunun içerisinde ki zehirli maddeleri, organik bileşikleri, antioksidanları absorve edecek şekilde modifiye edecek zeoliti, tambur filtre etrafına kaplayıp, bir absorpsiyon ve filtrasyon işlemleriyle, zeytin karasuyundan Çevre ve Orman Bakanlığı’nın deşarj standartlarına uygun hatta altında bir su elde ettim. Peki, kalan atık ne oluyor? Bu çok önemli. Atık diyemeyiz aslında ona. Çünkü karasuyun içindeki yağıda zeolit absorve ettiği için, zeolitle karasu karışımı zaten katı atıkla kalıyor. Ve sanayide hammadde olarak inanılmaz değerli hale geliyor. Biz bunun da analizlerini yaptık. Mesela yem sanayinde en fazla mısır enerji verir. 2200 kilo kaloridir. Bizim elde ettiğimiz hammadde 2700 kilo kalori olarak çıktı. Ya da gübre olarak da kullanabilirsiniz. Zaten zeolit tek başına hem gübre, hem tarımda hem yem sanayisinde kullanılan bir madde. Karasuyun içinde ki maddeyi biraz daha seyreltip sıfır atıkla projeyi bitirmiş oluyoruz.

PROJENİN ORJİNALLİĞİ ZEOLİTTE SAKLI…

Vakumlu tambur filtre sistemi nedir?

Vakumlu tambur filtre dediğimiz sistem şu. Bir havuz düşünün havuzun içinde bir silindir olduğunu düşünün. Ben havuzun içerisine ön filtrasyondan geçmiş karasuyu basıyorum. Havuzun içine karasuyu bastıktan sonra zeolit tambur filtre dönmeye başlıyor. Tanbur filtre vakumlu olduğu için zaten filtrenin ortası boş. Orada vakum pompası çalışıyor. Vakum pompası karasuyu zeolitten geçirerek ortada arıtılmış suyu biriktiriyor. Daha sonra su dışarıya toplama tankına alınıyor. Kalan atık, sıyırıcı bıçakla sıyrılıyor. Sistem böyle çalışıyor. Zaten bu sistem bilinen bir sistem. Projenin özgün olan tarafı kullanılan zeolitin daha önce hiç çıkılamayan bir modifikasyon seviyesine çıkıp, yüzde 99’larda bir zeolit kullanılması, tamamen endüstriyel olması ve kullanılan yöntemin tambur filtre ve zeolit çözeltinin bir arada kullanılması projenin orjinalliğini ortaya koyuyor.

Projenin orijinal yanının üzerinde duralım, o noktayı biraz açalım.

Bu projede zeolit ve yöntem çok orjinaldir. Çünkü daha önce karasuyun arıtımına yönelik birçok çalışma yapıldı. Ama hala mevcut durumda hiçbir fabrikada yoktur bu sistem. Öncelikle bu projenin patentli olduğunu söyleyim. Proje 22 Ocak patentlidir. Patenti de şu şekilde aldık. Yöntem patentini aldık. Dediğim gibi yöntem orijinal. Vakumlu tambur filtreye modifiye edilmiş zeolit bağlanması sistemi bana ve beraber çalıştığımız madencilik firmasının ar-ge ekibine aittir. Patent benim elimde bulunuyor. Ayrıca yöntem dışında kullanılan zeolit, sıradan bir zeolit değildir. Türkiye’de çıkılabilecek en yüksek modifikasyon seviyesine çıkan çok özel bir zeolittir. Yine de fizibiletisine de girmek istiyorum. Projeyi diğerlerinden ayıran bir diğer farkta çok fizibil olmasıdır. Bu projeyi sanayide uygulamak için mesela 6 bin metreküplük bir havuzu olan bir zeytinyağı tesisini ele alalım. Sezonluk 6 bin metreküp karasu açığa çıkıyor. Bunu 1 ayda arıtacak bir tambur filtrenin kurulması 25 bin YTL’dir. Ve başka hiçbir maliyet yok. 25 bin liralık tambur filtreyi 1 kez alacak. Biz zaten proje patentten geçtikten sonra kendi tambur filtremizi kendimiz üretmeye başladık. Çünkü proje üzerine çalışan ar-ge grubumuzda makine mühendisi arkadaşımız da var. İtalya’dan gidip makine almak yerine, kendi makinemizi çok daha az maliyetle yapmayı düşünüyoruz. Bir tane prototip yaptık.1 metrekarelik. Paslanmaz, 10 sene rahatlıkla gidecek özellikte.

strong>2 FAZA DÖNME KONUSUNDA ÇEVRE VE ORMAN BAKANI’YLA GÖRÜŞECEĞİZ… AĞUSTOSTA İŞ BİTECEK

Makineler nerede bulunuyor?

İki makine ürettik. Biri sponsor olan madencilik grubunda mevcut. Bu makinelerden bir tanesi de projeye destek veren bir zeytinyağı firmasında var. Biliyorsunuz ki bu sene zeytinyağcılar için son seneydi. 2 faz sisteme dönmek zorunda bırakılıyorlardı. 2 faz sisteme dönmeden ki biz Çevre ve Orman Bakanı ile de randevu almak üzereyiz. Bizim projemizde çıkan atık çevre deşarj standartlarının çok altında olduğundan 2 faza dönmelerine hiç gerek kalmadan Ağustosta ayında bu işi bitireceğiz ve tüm fabrikalarda bunu kullanılabilir hale getireceğiz. Şu an patentli de olduğu için uygulamaya geçmesi an meselesi.

Sektörden ilgi geldi mi projeye?

Çok fazla ilgi var. Özellikle Edremit Ticaret Borsası, Muğla, Bursa ve Ege Bölgesinden çok fazla talep var şu an. Tabi şu an için seri üretimde olmadığımız için sadece yüz yüze görüşmek için çağırıyorlar. Zaten sanayicilerin tepkisi projenin tamamen endüstriyel ve kullanılabilir olduğu yönünde. Bunun dışında işletmeler, projenin maliyetinin az ve tamamen fizibil olduğunu kendileri de görüyorlar.

Büyük bir fabrika düşündüğünüz zaman ki bunlar mallarını İtalya, İspanya gibi ülkelere malını ihraç ediyor. Ancak 3 fazdan 2 faza geçtiğiniz zaman ekonomik olarak her sene yüzde 20 geridesiniz. Sürekli geridesiniz. Çünkü 3 fazda atıyorum 100 litre alırken 2 fazda çok düşecek bu, 75’e düşecek. Çok ciddi bir rakam. Zaten yeni politikalarla zeytinciler biraz daha sıkışık durumdayken, 3 fazdan 2 faza geçmeyle iyice zor duruma düşecekler. Özellikle küçük ölçekli fabrikalar bu sistem için çok fazla zorlanacaklar. Bunun yerine sadece ilk maliyeti olan 25-30 bin YTL gibi bir maliyeti olan bu sistemi getirerek, 3 fazı kullanarak 10 sene boyunca devam edecekler.

YILLIK KARASUYUN HEPSİ SUYA DÖNSE ANKARA’NIN SU SIKINTISI BİTER

Sistem kullanıldıktan sonra ortaya çıkan geri dönüşüm nerelerde kullanılabilir?

Biliyorsunuz son yıllarda küresel ısınmanın getirdiği en büyük problemlerden birisi susuzluk. Projemizde ki arıtım sonucunda karasuyun yüzde 80’ni kullanılabilir hatta içilebilir su olarak açığa çıkıyor. Bırakın içmeyi, içmeye lüzum yok yılda 2 milyon ton çıkan bir atığın hepsini suya dönüştürdüğünü bir düşünün. 1.6 milyon ton su demek ki bu Ankara’ya ihtiyacı olan suyu sağlar. Bu su tarımda, yıkamada, her alanda kullanılabilir. Çıkan çok yüksek miktarda temiz suyun kullanılması gerektiğini düşünüyorum.

Bu sistemden sağlanan geri dönüşümü yemde kullansalar çok daha fazla ekonomik gelir elde ederler. Ama ben uğraşmayım diyen olursa da gübre olarak rahatlıkla kullanılabilir.

Yaptığım ön çalışmayı anlatayım. Bazı deneyler yapmıştım. Karasuyu belli oranlarda yüzde 70, yüzde 50, yüzde 30 ve hiç arıtmadan toprağa verip deney yaptım. Mesela hiç arıtma yapmadan karasuyu toprağa verdiğimde 3 gün içerisinde mısırların öldüğünü gördüm. Yani mısır tohumu ektim. Kimisi hiç çıkmadı. Çıkanlar 3 gün içinde öldü. O yüzden karasu bu haliyle belki böcek ilacı olarak kullanılabilir ama böcek dışında daha neleri öldürebilir bilemeyiz. Çünkü zeytin karasuyu bulunduğu yerde oksijeni hızla tüketme eğiliminde. Oksijeni hızla tükettiği için sadece toprağı değil çevrede yaşayan herkesi, dereye mi verdiniz, balıkları da öldürüyor. Deşarjı da o nedenle yasak..

ZEOLİT NEDİR?

Zeolitler, milyonlarca yıl önce volkanik küllerin su ortamında değişime uğraması sonucunda oluşan doğal minerallerdir. Zeolit mineralleri, birbirine oksijen atomlarını paylaşarak bağlanan tetrahedral Al04 ve Si04’in sınırsız uzayabilen üç boyutlu ağından oluşan aluminosilikot yapıdadır. Yapıları bal peteği kafese benzeyen, değişebilir katyonlar ve su ihtiva eden mikro gözenekli malzemelerdir. En yaygın olarak kullanılan zeolit grubu klinoptilolittir.

Zeolitlerin önemli özellikleri şunlardır:

-Katyon değişim özelliklerinden dolayı tarımda toprak düzenleyici olarak su, gaz ve benzeri kirlilik arıtımında ağır metal iyonlarının giderilmesinde yaygın olarak kullanılmaktadırlar.
-Zeolitler, gözenekleri bal peteğine benzeyen mikro gözenekli malzemelerdir. Bazı maddeler bu gözeneklerin içine girebilir, bazıları giremez. Bu özellik zeolkitlerin seçimli absorbsiyon moleküler elek ve katalitik kullanım alanları gibi uygulamalarda değerlendirilmesini sağlar.
-Hayvan yemi katkısı uygulamaları için iyi bir pellet bağlayıcı ajan olarak kullanılırlar.
-Zeolitler bazı mikotoksinleri bağlayabilme özelliğine sahiptirler ve bu yönleriyle yem ve gıdalarda toksin bağlayıcı olarak kullanılırlar.

Nem ve koku adsorpsiyonu özellikleri ile zeolitler, evsel ve diğer uygulama alanları, ahırlar ve evcil hayvan altlığı gibi ortamlarda amonyumun giderilmesi için kullanılırlar. Modifikasyon sonucu aktive edilmiş zeolit bileşikleri anti bakteriyal, anti milrobiyal ve benzeri birçok alanda kullanılırlar.

RÖPORTAJ