DİR bir haktır, rakiplerimiz bu enstrümana sahipse biz de de olmalı
Röportaj ve fotoğraf: Hüsamettin Berber
Ege Zeytin ve Zeytinyağı İhracatçıları Birliği (EZZİB) Yönetim Kurulu Başkanı Ali Nedim Güreli ile çok özel bir röportaj yaptık.Sektörün dünü,bugünü ve yarınını konuştuk.Üretimden-ihracata,dahili işleme rejiminden,pazar paylarına kadar bir çok sorumuza samimi cevaplar aldık. Güreli, özellikle Dahilde İşleme Rejimine (DİR) ilişkin önemli açıklamalarda bulundu. DİR’in bir hak olduğunu savunan Güreli, Türkiye’de DİR’e karşı çıkanların, serbest piyasaya uyum sağlayabilecek altyapıdan yoksun olduklarını anlattı. EZZİB Başkanı, röportajımız sırasında kimi zaman, atanmış-seçilmiş çatışmasının sektöre zarar verdiğine de değindi.
Dahilde İşleme Rejimi konusu, geçtiğimiz günlerde yine tartışmalarla gündeme geldi. Önce Tarım Bakanlığı Müsteşarı Vedat Mirmahmutoğulları’nın açıklaması, sonra da sizin verdiğiniz tepki ve DİR talebimiz devam ediyor açıklaması gündeme geldi. Şimdiden tartışmalar yaşanmaya başladı. Nasıl değerlendiriyorsunuz?
Bu konu 1 senedir gündemde. Var yılı yok yılı bakmaksızın bu bir haktır. Mercimek, kuru fasulye her türlü gıda unsurunda bu hak var. Bizim sektörde tarım satış kooperatifleri var. Yapı olarak serbest ticarete hazır değiller. Alt yapıları yok. Onların muhalefeti yüzünden devlet imtina ediyor muhtemelen. Özellikle markalı yağ ihraç eden firmaların, dünya raflarında sürekli olması için bu hakkın ceplerinde olması lazım. İtalyan, Suriyeli, Yunan rakiplerinin böyle bir enstrümanı varsa, bizim ihracatçının da olması lazım.
Sektörde yaşanan tartışmalar, bir araya gelememe, Ankara’dan sorunlara cevap alma anlamında sıkıntı yaratmıyor mu?
Biz ihracatçıları temsil ediyoruz. Seçimle geliyoruz, atamayla gelmiyoruz. Benim üyelerimin yüzde 90’nı bunu talep ediyorsa, benim onlar kadar böyle bir talebim olmasa da şiddetle savunmak zorundayım. Çünkü benim dışımda, bulunduğun örgütün tamamına yakını bunu talep ediyor. Yani sektörde bölünmüşlük görüntüsü veriyorsak yapacak bir şey yok. Türkiye ne kadar demokratik, liberal bir ülke olduğunu iddia etse de, devletle bağlantısı olan, devletin himayesinde olan kuruluşların ayrıcalığı vardır. Avrupa Birliği’ne falan girmeyi düşünüyorsak zihniyet olarak önce buna adapte olmamız lazım.
DİR kapsamında yapılan ithalatla yüzde 20 oranında katma değer yaratılacağını ifade ediyorsunuz.
Bu kanun zaten. Siz 1 milyon dolarlık yağ getirdiğinizde 200 bin dolarlık miktar kadar yurtdışına ihraç etmek zorundasınız. Ayrıca yeni uygulamada şöyle bir şey düşünülüyor. Sen 1000 ton ihracat yapacaksan 500 getir 500’de dışarıdan getir diye bir şey düşünülüyor. Müsteşarlık böyle bir formül geliştiriyor. Öyle çıkar ise zaten yurtiçine talep artar, fiyatlarda artar. Ekonomik olarak köylünün lehine olur. Zeytinyağı ihracatı yüzde 60 düştü. Siz yarısını köylüden al, yarısını ithal et müsadesini verseydiniz sezon başında… Adam 10 bin ton getiriyorsa 10 bin tonda içerden talebi olacaktı. Ama Türkiye’de hakim politika popülizmdir. Ama bizim buna uymak biat etmek gibi sorunlarımız yoktur.
strong>“Bakanlık çözülmesini istemediği bir konuda tarafları bu kadar kavga ettirir” diye bir demeciniz oldu.
Bizim bakanlık, Dış Ticaret Bakanlığı istemediği için, Tarım Bakanlığına falan soruyor. Dün açılışta (Anatolive Fuar’ının açılışı) Daire Başkanı Mustafa Sever’e sordum. Mercimeğe, kırmızı bibere izin verirken yine her 2 bakanlıktan görüş aldınız mı diye sordum. Tabi almamışlar. Sizin yetkinizde olan bir gazeteye siz çaycı alırken, komşunuza da sorar mısınız böyle bir çaycı alsam olur mu diye. İnsan kendi yetkisinde olan bir şeye kendi karar verir. Çok kritik konularda danışma ihtiyacı duyar. Bu ülkede ne kadar zeytinyağı üreten varsa o kadar mercimek üretende var. O zaman mercimekçiyi de himaye etmeliydi o bakanlıklar.
Bakanlık bu konuda ne kadar onu istiyor, ne kadar istemiyor, bilemiyoruz. İhracat yüzde 60 düştü. Biz katıldığımız panellerde, tv programlarında böyle olacağını söyledik. Siz ne anlatırsanız anlatın, anlattığınız kötü senaryo gerçekleşmeden, insanlar bir şey olamaz diye düşünür. Türkiye ihracatı yüzde 30 artarken, zeytinyağı ihracatı yüzde 60 düşünce Bakanlık bu konuda acaba ne yapalım diye arayış içine girdi. O nedenle gündeme geldi. Yoksa biz talebimizi yaptık talebimiz duruyor. Yüzde 60 düşünce, onun üzerine bir panik oldu. Gazeteciler görüş soruyor, bakanlık ara formül olur mu diyor.
Fakat gündeme gelmesi yine Müsteşarın “izin vermeyeceğiz” açıklaması ile oldu.
Siz talep edersiniz. DTM Müsteşarı değil onu söyleyen… Tarım Bakanlığı Müsteşarı… Ben demecini okudum. Zeytinyağı var Türkiye’de, onu satsınlar demiş. Bende diyorum ki pirinç var Türkiye’de, halkta onu yesin. Niye panik yapıyorlar ki? Gemiler getiriyoruz diyor. Var diyor Türkiye’de. Yesin Türk halkı o zaman.
Orada spekülasyondan söz ediyorlar.
Biz de aynı şeyi söylüyoruz. Türkiye’de zeytinyağı var, yağcının elinde değil. Kuyumcunun, manifaturacının eline geçti. Satmıyor adam. Yağcı değil ki almış artacak diye kenara atmış. Parasını faize yatıracağına zeytinyağına yatırmış. Böyle bir kitle oluştu. Aynı şey pirinçte var, paniklediler fiyat artınca. Aynı şeyi söylemiştik. İstatistik olarak bu yağ var ama, piyasaya gelmiyor.
Bunu kırmak içinde DİR talep ediliyor.
Ben işime devam etmek istiyorum. Bilmem neredeki tefeci 500 ton mal aldı, kâr etmeyi bekliyor. ABD’de ki Wal-Mart o tefecinin keyfi olmasını beklemiyor ki. Sen veremiyorsan gidiyor Suriye’den Tunus’tan alıyor.
Meclis Araştırma Komisyonuna bunları anlatma fırsatınız oldu mu?
Oldu. Buradaydılar. Meclise gidecez. Davet ettiler. Komisyon dinliyor. Sizi dinler, Tariş’i de dinler. Ne düşünürler, ne yaparlar… Yani komisyon başkanının bizim gibi düşündüğünü biliyorum. Background’ı işadamlığından gelme, ayrıca zeytinyağcı. Bütün bu detayları benim kadar biliyor. Komisyon başkanı ben DİR’e taraftarım dedi. Ama tabi diğer üyeler ne der… Bilmiyorum.
Diğer üyelerde konuya yabancı değiller.
Hepsi yöremizin insanı. Ama o yörenin insanı olmak o konuyu çok iyi bilmek anlamına gelmeyebilir. Bazısı biliyor, bazısı öğreniyor.
Kötü kehanetin gerçekleştiğinden bahsettiniz. Aynı öngörüler zeytin içinde yapılmaya başlandı.
Aynı şey zeytinde de olacak. Zeytin ihracatı çok hızlı düşmedi. Ama bitti stok. Kalan 5 ay boyunca zeytin ihracatı sıfır gibi olacak. 4 ay sonraki rakamlar açıklandığında zeytin ihracatında müthiş bir düşüş yaşandığı ortaya çıkacak.
DİR taleplerine karşı çıkılırken genel olarak, dışarıda da fiyatların çokta ucuz olmadığı, yağ alınmak istenen ülkelerin yağlarının bizim yağımız kaliteli olamadığı, üreticinin baskı altına alınmak istendiği ve bu yağın iç piyasada da kullanılma riskinin bulunması sıralanıyor.
Şimdi bakın ben size bir hikaye anlatayım. Gerçek bir hikaye. Siz bağlantı kurun. Ben ekonomi tahsil ettim. Ekonomi düşünürüm. Bu ekonomi değil, başka bir şey. Duygusal laflar bunlar.
İttihat ve terakki bir müddet yönetti Türkiye’yi biliyorsunuz. İttihat ve Terakkiciler iyi kalpli insanlardı. Vatansever ama saf insanlardı. İttihad ve Terakki’nin başkanlığını Talat Paşa yapıyor. İyi kalpli bir adam ama iyi yönetemiyor. Bakanlar Kurulu toplantısında 1 bakan çıkıp diyor ki: “Efendi Hazretleri şirket-i Hayriye 20 tane vapur aldı. Ama başındaki zat hırsız. Bu vapurları alırken de bilmem nerede yalı aldı.” Talat Paşa üzülüyor ve diyor ki: “O’nun gözü kör olsun 2 cihanda zelil olsun.”
Başka 1bir Bakan diyor ki: “Efendim, bilmem kim hırsız, şöyle yaptı.” Paşa çocuğundan çıksın der. 3.’ye de böyle diyor. 4. Bakan diyor ki: “Efendi Hazretleri siz 1 ay izin alın. Sizin yerinize benim kayınvalidem vekalet etsin.” der. Paşa anlamadım, nasıl laf diyor. Bakan da O’nun nefesi kuvvetlidir, tutar, diyor.
Şimdi ülkeyi yöneten bir insan, süttozunda böyle bir kaçakcılık oldu diyorsa, bu kaçakcılığa mani olmak, yakalamak, o işi yapan ahlaksız adam kimse, her türlü cezayı vermek başka bir sektördeki işadamını işi değildir. O devleti yönetenin acziyetidir. Bu acziyet defaatle dile getirilirse, ben de ancak paşa hikayesini anlatırım.
Sektöre çok fazla entelektüel ilgi olduğunu ifade ettiniz. Bu ilginin, bu denli yoğun olmasıyla birlikte birtakım içi boş söylemler mi üretiliyor.
Biz pompaladık onu. Zeytinyağı pahalı olduğu için, fukara halk yiyemeyeceği için, böyle bir güzel hikaye bulduk. Entelektüel, şarap içmek, romantik, Akdeniz falan… Yani biraz tadının kaçırdığınız vakit… Bu gerçek bir sektör. Burada geçinen insanlar var. Entelektüel insanların yenilikçi fikirleri de çok hoş olur ama, realist olmazlarsa buradan geçinen insanların geçimine zarar verir.
Markalı, kutulu ihracatın önemine vurgu yapılıyor. Ne durumda markalı ihracatımız?
İyi bir seneden örnek veriyim. İhracatımız içindeki payı yüzde 2 civarında. Hiç bir sanayici yoktur ki kendi markalı yağını satma ihtiyacı içinde olmasın. Hepimizin nihai hedefi kendi markalı yağlarımızla dünya raflarına girmek.Niye? Kalıcı olursunuz. Dökme işler ucuz olur. Pazar ucuz olursa alır, olmazsa başka yerden alır. Marka öyle değil.
Ama siz bana 1 tane hint markası söyleyin Hindistan imajının önünde olsun. Marka bu işte. Ülkeyi yöneten biri herhangi bir sektöre dönüp bunu böyle yap derse, o sektöründe ona, sende ülkenin imajını düzelt deme hakkına sahiptir. Ülke imajınız ile marka imajınız başa baş gider.
1 tüketici, markete gitse piyale makarnadan daha ucuza, daha değişik ambalajlı 1 hint markası görse, alayım derken içinden 1 refleks ona mani olur. Hindistan hakkında steril olmama ön fikri vardır. Steril olsa bile… Az gelişmiş ülkelerin böyle bir handikapı vardır. İtalyan yağına niye güven duyuyor. Çünkü daha medeni de ondan. Halbuki skandallar oluyor. Nihai tüketici onu arıyor.
UZZK’nın EZZİB’e üyelik daveti vardı. EZZİB’in cevabı ne oldu?
UZZK biz ziyarete geldi, davette etti. Hepimiz bu sektörden geçiniyoruz, Fikren uyuşalım uyuşmayalım. Her oluşumun içinde olmak zorundayız. Altın günü yapan kadınlar gibi küsmüyoruz. UZZK Tarım Bakanlığı’nın 1 kanunuyla kurulmuş, üye olup olmamak ihtiyari olan 1 konsey. Bu konseye üye olmak istediğimiz vakit, kaç üyeniz var diye sorduk Üye olurken kaç üye var, bilmeniz gerekir. 58 üyesi var.
Kurumsal bazda bakmak gerektiği ifade ediliyor. Zira o şekilde değerlendirildiğinde büyük bir kapsam ortaya çıkıyor.
O mantıkla bakıldığında tüm Türkiye bana bağlı, o zaman. Başka bir yere girmeye gerek yok. Fiilen 58 üyesi olan 1 kurum bunu söylemiyor bize. Onu ben veremem diyor. Bunu imtina ediyor söylemekten. Bizim 1 arkadaşımız üyelik başvurusunda bulunuyor. 6 ay bekletiliyor. Bunlar genellikle mason localarında, tenis kulüplerinde oluyor. Müracaat edersin seni alır önce bir tetkik eder. Yani yöntemi bu olan bir kurum, sektörün tamamını kucaklayamaz.
UZZK Başkanı Tariş’ te ar-ge müdürüydü. Şimdi ayrıldı. Ben şunu dedim, Tariş’in ar-ge müdürü UZZK Başkanı olamaz. Çünkü, sektörde Tariş’in görüşü belli. O’nu tasdik edecek 2. bir kurum gibi olması çok da hoş bir şey değil. Ben üye değilim. O yüzden beni alakadar etmiyor. Ama şu beni alakadar ediyor. Ben her zaman seçilmiş yerlerde oldum. Seçimsiz yere gitmem. Atıyorum, ben 12 Eylül’den sonra tayinle gelen bir Belediye Başkanlığı’nı kabul etmezdim. Ben atanmış insanların çok büyük yaptırım güçleri olduğuna inanmıyorum. Onun sıkıntısını yaşıyor UZZK bugün. Herhangi 1 seçime girsin UZZK, mesela Sanayi Odası seçimlerine falan iştirak etsin. Seçilirse daha saygın hale gelir.
DİR talebi bir defaya özel olarak yapılmamış mıydı?
Yok, hikaye o. Bu iş çıksın çıkmasın. Türkiye’nin gündemine getirdik. Türkiye bir tercih yapacak. Bu zeytinyağından çık, başörtüsünden bilmem nereye kadar yasaklarla idare etmek mümkün değil. Türkiye AB’ye girmek istiyor mu? Politikası bu mu? Her parti öyle diyor. AB’ye girsek böyle bir tartışma konusu olabilir mi? Plakaları mavi yapıyorsunuz AB’ye girelim diye. Yarın bıyıklarımızı kesebilirler daha temiz yüzle girelim diye. Türkiye en ufak detaya göre AB’ye göre yeniden dizayn ediliyor. Türkiye’yi mantalite olarak da hazır hale getirmek lazım. Türkiye dünyada ki en büyük 16. ekonomi, rakabetçilikte 85. sırada. Bu bizim sektörden de belli.
Özel bankalar kullandırdıkları kredilerle çiftçiyi mağdur ettiler diye bir açıklamanız oldu.
Sektörün içinde o kadar çok laf salatası var ki. Bunu sektörün içinde olan bir insan anlayabiliyor. Dışındakiler de anlayabilsin diye bir örnek vereyim. Aynı malı aynı malla kıyas etmeniz lazım. Türkiye’de kg. olarak en fazla üretilen yağ, Aydın’ın 1 asit zeytinyağı, yüzde 30-40 civarında üretim odur. Geçen sene şubatta 4.90 YTL idi. Euro’da 1.75 YTL. Bugün Euro 2.15 YTL. Biz daha eylül- ekimde bunları ifade derken çiftçi düşmanı dediler. Bu yağ 7 YTL olacak diye kehanetleri vardı. Çiftçi tuttu, yağını satmadı.
Satmayın denildiği için mi satmadı?
Başka niye olacak? Barcelona’ya uçakla gidip, borsayı takip edecek parası olsa, bunları konuşmazdık zaten. Tabi çiftçi yönlendiriliyor. Bundan önce satmama gibi bir lüksü yoktu çiftçinin. Çünkü yüzde 40 masrafı var. Özel bankalar ilk defa geçen sene zeytin-zeytinyağı çiftçisine 150 trilyon kredi verdi. Yüzde 32-34 faizle verdi. Ben bu arkadaşların ne demek istediklerini anlamıyorum. Siyaset falan da okudum. Biz ulusalcıyız falan diyorlar. Ulusalcı ne demek onu da bilmiyorum. Mesela köylü severiz diyorlar. Milli sermayeden yanayız diyorlar. O parayı veren bankaların hepsi yabancıların. Döviz yüzde 20 arttı, para aynı para. Sorduğunuzda ben böyle dedim ama, bu benim fikrim değil diyor. İspanyol dergisinden okumuştum, onu söyledim diyor. Dünyanın her yerinde arz ve talebin keşiştiği yerde fiyat olur. Kapitalizm böyle bir şey.
Ne oldu, çiftçinin malının yarısı ulusalcı kardeşlerimizin tahsisi ile Belçika Bankalarının kârı oldu. Bu saatten sonra DİR çıksa ne olur çıkmasa ne olur. Ama şunu savunuyorlarsa, Tarım Bakanlığı Müsteşarı da bizden yana, biz bunu çıkartmadık… Bu bir sistem. Vatanseverlik, milliyetçilik kendi insanını daha iyi yaşatmaktır, hamaset değil. Orada ki, koltuğunu kaybetmemek için “satma 10 YTL olacak” diyerek çiftçiye şirin gözükebilir.










Söz sizin