29 Eylül 2011

Promosyonun böylesi!

Promosyonun böylesi!Sabahın ilk ışıklarında elektronik postalarıma bakarken, “Günün fırsatı” diye bir mesaj aldım…

Albenisi olan reklam mesajda, “7 Nesildir Dalından Sofranıza Uzanan Sağlık ve Lezzet Kaynağı! Zahit Sözen’den 2 Litre Hakiki, Natürel Sızma Zeytinyağı 57.80TL Yerine 28.90TL! (1 Ay Geçerlidir.)” yazıyordu.
Üstelik bu fırsatı başkalarıyla paylaştığımda, 6 TL. kazancım olacağı da belirtiliyordu…

Detaylara girdim, şunları okudum:

• Tam 7 nesildir atadan dedeye dededen toruna süre gelen bir kültürün ürünü, natürel sızmanın eşsiz aroması, sofraların baş tacı!
• 2 litre hakiki natürel sızma Zahit Sözen Zeytin Yağı 57.80tl yerine 28.90tl!
• Dilediğiniz kadar fırsat kodu alarak kullanabilir ya da sevdiklerinize hediye edebilirsiniz.
• Kargo ücreti alıcıya ait olup tüm Türkiye’ye 3.50TL’dir.
• Teslimat sipariş tarihinizden itibaren 7 iş günüdür.
• Sızma zeytinyağı, özel 2 litrelik teneke kutusunda adresinize gelecektir.
• Teslimat için siparişlerinizi firmaya bildirmeniz gerekmektedir.
• Natürel Sızma, nadir bulunan en makbul zeytinyağı türüdür. Zeytinyağında doğallık ve kendine özgü bir koku bulmak isteyenler için idealdir.
• 29 Ekim 2011 tarihine kadar geçerlidir.

YARARLANMANIN YOLU

“Nasıl Yararlanırım?” sorusunun yanıtında ise telefon numaraları ile internetten alışverişe ait bilgiler vardı.

Burada benim için önemli olan not şuydu:

“Küçükkuyu’da iki asır ve yedi nesildir zeytinyağı üreten Zahit Sözen, en genci 300 yıllık 3000 zeytin ağacıyla bu altın renkli sıvıyı büyük bir itina ile sizlere sunuyor.”
Promosyonu okudum, bilgisayarı aç kapa yaptım ve bu anda 8 kişinin alım yaptığını ekranda gördüm.
Demek ki, reklâmın ve tanıtımın faydası olağanüstü önemli…

EN GÜZEL LEZZET

“Küçükkuyu ve Adatepe topraklarının bize sunduğu en güzel lezzet” şöyle dile getiriliyordu:
Özenle toplanan zeytinler sadece fiziksel yöntemler kullanılarak sıkılır böylece hem doğal lezzetini hem de besleyiciliğini korur. Yetiştirildiği toprağın her türlü özelliğini içinde barındıran Natürel Sızma Zeytinyağının rengi yöresine göre sarıdan yeşile doğru değişir. Serbest asitlik derecesi en fazla 0,8 olup nadir bulunan en makbul zeytinyağı türüdür. Zeytinyağında doğallık ve kendine özgü bir koku bulmak isteyenler için idealdir. Kahvaltı, salata, soğuk ve sıcak yemeklerde rahatlıkla kullanılabilir.

SAVUNUYORUZ

Bizim savunduğumuz ilke ve bilgiler de veriliyor:
Sağlığa olumsuz hiçbir etkisi olmayan zeytinyağı, içerdiği antioksidanlar sayesinde kalp-damar hastalıkları, kemik gelişimi, yaşlanmayı önleme, tansiyon düşürücü, iç organlara fayda sağlama, çocukların gelişimine katkı sağlama ve kansere karşı koruyucu bir etki gösterir. Özellikle günümüzde kalp ve damar şikâyetlerinin çoğalması, bu mucizevî besinin insan sağlığı açısından önemini daha da artırmaktadır.

TARİHTE ZEYTİNYAĞI

Zeytinyağı üretimine ilişkin en belirgin izler Akdeniz’in tam ortasındaki Girit Medeniyeti’ne, M.Ö. 4500 yıllarına dek uzanmaktadır. Zeytinyağı kültürünün Akdeniz’deki diğer kavimlere yayılmasında en önemli rolü 3000 yıl boyunca Giritliler oynadı..

Güçlü ticaret filolarına sahip olan Giritliler’in gerçekleştirdiği zeytinyağı ticaretinin günümüzdeki en canlı tanıkları, Knossos ve Faistos saraylarının yıkıntıları arasında bulunan 2 metrelik zeytinyağı küpleridir. “Pithoi” denilen bu dev küplerle beraber bulunan tabletlerde ise o günkü zeytinyağı ticaretinin nerelere yapıldığını ve zeytinyağının nerelerde üretildiğine dair bilgiler yer alıyor.

HEP KARŞI YAKA!

Aslında zeytinyağı kültüründe Anadolu, coğrafya olarak hep vardır; ama ön planda görünen Ege’nin karşı yakasıdır. Bunun sebebi, Homeros’un Batı Medeniyeti’ndeki tartışmasız ağırlığından ötürü zeytinyağı kültürünün merkezine sürekli olarak Antik Yunan’ın yerleştirilmesidir.

Helen Medeniyeti’nin sadece Ege’nin karşı kıyısını değil Anadolu coğrafyasını da kapsadığı unutulur. Milet’in, Efes’in, Foça’nın, Klazomenai’nin (Urla), Erythrai’nin, Assos’un Anadolu’da olduğu ihmal edilir.

SEMBOLLERİ

Zeytin ağacının yaprakları; servet, şöhret ve barışın sembolü olarak kabul edilmiştir.
Sel felaketinin ardından beyaz bir güvercinin Nuh’un gemisine ağzında zeytin dalı ile dönmesinden dolayı barış sembolü olarak kabul edilmiştir. Zeytinyağı aynı zamanda gaz lambalarında yakıt, cilt bakımında, dini ritüellerde (ayinlerde), ilaçlarda da kullanılmıştır.

TEPKİSİZİM

Bu arada 26 Eylül 2011 tarihindeki yazısında Zülfü Livaneli kendine ve birçok kişiye göre doğru, bana ve benim gibilere ters düşen bir yazı yazdı.
Öğrendiğime göre; Livaneli’nin yazısına UZZK Başkanı Mustafa Tan ile ZZTK Başkanı Metin Ölken’in yanısıra çok bir çok firma sahibi de ateş püskürmüş, zeytinyağı tüketimini artırmak için didinen sektörün temsilcileri adeta “Bir çuval inciri berbat etme” mesajları vermişler.

Ben de bir ara “Gomeller”den söz edecektim ki, yine uzmanlar beni haklı olarak uyararak, “Bu defterleri açma!” demişlerdi.
Gerçeği zaten hepimiz biliyoruz ama yaşamda bakış açımızı ona göre ayarlamalıyız. Yani toplumun ve çoğunluğun yararını mutlaka gözetmeliyiz.

Livaneli, “Büyük ölçüde zararlı, kimyasal maddelerle, boyalarla dolu, bize sağlık yerine hastalık getiren ürünleri alıyoruz” ifadelerini kullanmış.

Tabii ki “yeraltı” ve “merdiven altı” şirketlerle, onların su üstündeki yöneticileri ve geri planda kalan ama bilinen ağababalarıyla mücadeleyi birlikte yürütmeliyiz. Ama yasalardaki boşlukların da mutlaka doldurulması lazım…

Örneğin Tarım İl Müdürlüğü ile zabıta ve polis teşkilatları ortak çalışmalıdır. Şu an birbirlerinden haberdar değiller. Sadece herhangi bir yasa dışı olayda ve usulsüzlükte, zabıt tutup, savcılıklara suç duyurusunda bulunuyorlar.

“uyanık” diyebileceğimiz avukatlar ise yasalardaki boşlukları bildiklerinden “paralı” (Haksız kazanç sağlayıcıları) rahatça koruyup, aklayabiliyorlar.

Sıkıntıyı ve çileyi çekenler ise sıradan esnaf oluyor. Onlar da, bazen en basitinden “rüşvet” gibi hiçbirimizin benimsemediği bir şekilde çözüm yollarını arıyorlar.

Çarşamba günü Adliye’de idim… Bu arada Asliye Ceza Mahkemesi’ndeki duruşmaları izledim. Birinde sanık durumunda karı koca vardı. Suçları da “ruhsatsız” mekânlarında “zeytinyağlı yemek” yapmaktı…

Mühürleyen zabıta memurları dinlendi, avukatlar konuştu, tanıklar dinlendi, ama sonuçta aklımda Tarım İl Müdürlüğü’nün savcılığa yaptığı ihbar kaldı. Ne tanıklar, ne sanıklar, ne de bu konuda bilgisi olan vardı…

Yakalanan, hâkim karşısına çıkarılan sadece sıradan karı koca idi…
Ya “dev” olarak geçinen ve de yaptıkları sahtekârlıklarla, düzenbazlıklarla “haksız kazanç” sağlayan ve sektörü öldürenlere ne demeli?

Onlar maşa kullanıyorlar, ne ellerini ne de kendilerine yakıyorlar…
Olan ekmek peşinde koşan, ailesinin rızkını kazanmaya çalışanlara oluyor…

Yaşar Eyice