Sadece “zeytincilik” sorunlu değil
Karşıyakalı Sarışın’a sordum; “Sizin zeytinlik var mı?” diye…
Yüzme bakınca, “Yani büyüklerinin, akrabalarının” diyerek sorumu yeniledim.
“Olmaz mı?” dedi…
Sonra da, Karşıyaka Soğukkuyu Mezarlığı’nın çok ilerisindeki dağlardan söz etti.
Sonra da devam etti; “Ağıl var ya, hani eskiden söz ettiğim, işte oralarda, büyük babamın vardı!”
Söylediği ya da anlatmak istediği herhalde en azından yarım asır öncesiydi…
Oralara önce gecekondular kondu, sonra da yüksek apartmanlar…
Hatta “Karşıyakalı Sarışın”ın akrabaları, bir ara “Bizim yerleri bul!” diyerek bir avukata para da vermişlerdi, ama sonrası çıkmadı…
“Avukat nerede, ne oldu?” diyecektim, vazgeçtim…
Bir bakarsınız, “Avukat paraları aldı kaçtı!” falan der, sonra al başına derdi…
Adam mı, kadın mı ne bilmiyorum, yine mahkemelik olacağız, “Avukat para yer mi?” diyecek, yasalardan söz edecek, sonu gelmeyecek…
PROF. ALİ ATIF BİR’İ İZLİYORDUM
Televizyonda bir yandan Prof. Dr. Ali Atıf Bir’i izleyip, estetik ve beğeni üzerindeki görüşlerini “ilgiyle dinleyip, izlerken” diğer yandan Ayşen Yücedağ’ın “Zeytin ağacım” başlıklı makalesini okuyordum…
Geçenlerde Kültürpark’ta Türkiye’de ilk kez 40 kişilik Sun Shine Band orkestrasının kurucusu, ünlü müzisyen Muhittin Yıldız’la “yürüyüş yaparken” karşılaştım…
“Hocamız Prof. Dr. Ali Atıf Bir ne yapıyor?” diye sorunca, “Ciddi şekilde bilim insanı yetiştiriyor” dedim…
Muhittin Yıldız, “Bu kadar ünlü bir isim olan Ali Atıf Bir hocamızla Swissotel Efes’teki gecemi unutamıyorum” diyerek, selamlarını iletti… Ondan sonra sözlerini şöyle tamamladı:
“30 Haziran 2012 Cumartesi gecesi Çeşme Altınyunus havuzbaşında, yine birlikte olacağız!”
Geleceği düşünmek ve programlamak çok güzel…
AYŞEN’İN ZEYTİN AĞACI
Ayşen Yücedağ ise “Zeytin Ağacım” yazısında geçmişi hatırlatıyor…
Barış, bereket, ölümsüzlük, erdem, uygarlık, direnç ve güç simgesi bir ağaç, zeytin ağacı…
Çoğu kültürde de bilgeliğin simgesi.
Dinsel inanışlarda ise günahtan arınmış olmanın sembolü…
Mitolojiye göre ilk zeytin ağacı Yunanistan’da tanrıça Athena ile deniz tanrısı Poseidon arasında geçen bir mücadele sonunda ortaya çıkıyor ve insanlığa armağan ediliyor. Ve halen Atina akropolünde bu ağacın filizlerinin bulunduğuna inanılır.
Ege’nin sadık bekçileri ve bilgeleri; binlercesi sıralanıyor sağlı sollu… Ve bu bilge ağaç, ne zaman meyve vereceğini bizden daha iyi biliyor. Bilgeliğinden sual olunmaz bence; bunun göstergesi, barışın simgesi zeytin dalları…
Ayşen Yücedağ şöyle diyor:
“Ve benim ağacım… Gövdesinde dans eden kızlar, sarılmış sevgililer var… Gövdesi köklerine, kökleri gövdesine karışmış, eğri büğrü ama sıkı sıkı tutunuyor toprağa. Bodur boyuna bakmadan dünyanın yükünü taşıyor dallarında. Sağlığı fısıldıyor yapraklarının sesi. Meyvesi; yaşama bağlılığın, direngenliğin öteki adı bana göre. Ege dalgalarına bakmış yıllardır gövdesi; masmavi, coşkulu ve tutkulu Ege dalgalarına…”
BU AĞAÇLAR ARTIK YOK
Burada araya gireyim…
Bornova’da Suphi Koyuncuoğlu Ortaokulu’ndan Kazımdirik Mahallesi’ne halkın deyişiyle Yeni Mahalle’deki (Şimdiki Küçükpark denilen miting alanı gibi binlerce kişinin ve kafelerin bulunduğu yer) evimize giderken, yol kenarındaki en azındaki 200 yıllık zeytin ağaçlarının dibinde oturup el ele tutuşan, hatta öpüşen gençleri, âşıkları görürdük.
Ayşen Hanım anılarına şöyle devam ediyor:
“Verandaya her oturuşumda hayranlıkla izliyorum onu. Topraktan yeraltına doğru damar damar köklenirken, göğe doğru da damar damar dallanıyor; sanki yeryüzü bir aynaymış da altı üstünün ve üstü de altının yansımasıymış gibi. Bir sürü anımın bir köşesine, mütevazı bir şekilde yerleşmiş. Öyle çok şımarmadan, kendini göze batırmadan, usulca ve iyi niyetli. Sevdiğime dahi anlatmışım onu ” Biliyor musun, bahçemde zeytin ağacım var benim… Gri, kocaman gövdeli bir zeytin ağacı…”
SADIK SEVGİLİ
Çok dengeli benim ağacım, yüzyıllarca aynı noktada tek başına durabilir; tıpkı sadık bir sevgili gibi… Etrafı gözler, konuşmaz, ona anlattıklarımı kimseye anlatmaz… Fakat biliyorum ki yüreğinde gizlediği tutkulu aşkı dile getirmeyecek bana hiç bir zaman. Ege’nin maviliklerine, denizin kokusunu taşıyan; ılık ve okşanası kuzey Ege rüzgârına olan gizli aşkını! Dile gelmeyen aşkı büyüyor ve kim bilir benim bile tahmin edemediğim kaç yıldır, gizemini yitirmeden…
Zeytin ağacım… Gitgide kökleri güçleniyor ve dimdik ayakta! Tıpkı ruhum gibi…”
ÇİLE DEVAM EDİYOR
Ayşen Yücedağ “dimdik ayakta” duruyor ama duramayan binlerce insanımız var… 13 bin kişiden biri de Su Ürünleri Mühendisi Reşat Dal…
Su Ürünleri Mühendisi Reşat Dal, gönderdiği mektubunda; “Yaşar Bey, selamlar. Umarım, sağlığınız yerindedir; Allah uzun ömürler versin. Hocam, maalesef çilemiz devam ediyor; Yetkililer kulaklarını kapatmış sesimizi duymuyorlar.Bu durum böyle sürdükçe, bize de sesimizi gür çıkarmaktan başka çare kalmıyor. Bu anlamda, yeni bir yazı derledim, takdirinize sunuyorum. Saygılarımla…” demiş…
Reşat Dal, “SADECE SU ÜRÜNLERİ’NE Mİ KAYNAK YOK?” başlıklı yazısında şunları söylüyor:
RAPOR AÇIKLANDI
“Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’nın 2011 Yılı Kurumsal Mali Durum Ve Beklentiler Raporu açıklandı. Raporda, su ürünleri ile ilgili yapılan faaliyetlere, desteklemelere baktığımda; sürekli karşıma ihale süreci henüz gerçekleşmediğinden veya ödeneklerin serbest bırakılmasında sorun yaşanmadığı takdirde…
Anlamak mümkün değil!
Söz konusu Su Ürünleri olduğunda mı bu sorunlar yaşanıyor? Bir yetkili bunun cevabını vermelidir.
Şimdi bu raporu birlikte inceleyelim…
Bakanlık, Su Ürünleri Üretimini Geliştirme Projesi çerçevesinde Ocak - Haziran 2011 Döneminde 4.100.000 adet yavru balık ile su kaynaklarımız balıklandırılmış…
BÖYLE BİRŞEY Mİ?
Bakanlığımızı takdir ediyoruz, bu dönem de ellerinden bu kadar gelmiş; malum bu dönem de kaynak bu kadarlıkmış! Ama şimdi; Sürdürülebilir balıkçılık böyle bir şey mi?
Makulü; balıklar kendi habitatında ‘’kendileri’’ bu döngüyü sağlamaları gerekmiyor mu?
Bir de belli dönemlerde sürekli yapılıyormuş bu balıklandırma?
O zaman bakanlığımız, su ürünlerine hâkim olmadığını ifşa ediyor veya kaçak avcılığa karşı ve sürdürülebilir balıkçılık için bu alanda ihtisas yapmış yeterli personele sahip değildir.
DUYARLI BAŞKA PROJE
Bakanlığımız, Ocak - Haziran 2011 Dönemi, duyarlı bir projeye daha imza atmış; yapay resifler… Bu proje, Lüfer’in cm tartışmasının yaşandığı bir dönemde gerçekleşti (denize resif indirme işlemi, uygulama tarihinden biraz sarkmış gibi ama olsun…)
İlk defa Balıkesir/ Edremit Körfezi’nde uygulandığı belirtilen Yapay Resif Projesi, balıkların tükendiği bir dönemde; balıkların kendi habitatlarını oluşturmak adına önemli bir adımdır. Bu projeye 2.000.000 TL kaynak aktarılmış.
Ama diğer yanıyla Su Ürünleri Sektöründe, Kontrol Hizmetlerinin Geliştirilmesi Projesi kapsamında merkez ve taşra teşkilatına 2011 yılında ayrılan toplam, 1.700.000 TL’den SUBİS(Su Ürünleri Bilgi Sistemi) ve GİS’e(Gemi İzleme Sistemi) ayrılan/’ayrılmayan’’ kaynak nedeniyle, sistemlerinde kullanılan yazılımlarının alımları, bilgisayar yazılım ve donanımlarının bakım-onarımları‘’İhale süreci henüz tamamlanamadığından’’gerçekleşememiştir.
Yukarıdaki duruma kıyaslama yapacak olsaydık; acaba hangi proje öncelikli olmalıydı?
Su Ürünleri Araştırma Kapasitesinin Desteklenmesi Projesi kapsamında Ocak - Haziran 2011 Dönemi Bütçe Uygulama’sında;
Toplam Ödenek : 2.100.000 TL
Harcanan Ödenek : 540.000 TL
Nakdi Gerçekleşme (%) : 26
Şeklinde gerçekleştirmiştir.
TOPLAM 35 PROJE
Bu dönemde AB uyum sürecinde yapılması planlanan;2010 yılında 18 adet,2011 yılında 17 adet olmak üzere toplam 35 adet Su Ürünleri Araştırma Projesi yürütülmekteymiş. Sanırım yine ‘’bütçe ve ihale meselesi’’nden bu dönem sonunda bir proje sonuçlanmıştır. Umarız, projelerde işsiz binlerce Su Ürünleri Mühendisi istihdam edilir… Tabi tamamlanan projelerde varmış:
‘Marmara Hayvancılık Araştırma Enstitüsü bünyesinde kurulan Su Ürünleri Bölüm Başkanlığının enstitüler ve üniversitelerle ortaklaşa yürüttüğü proje faaliyetlerine devam edilmiştir. Ayrıca, Ülkesel Su Ürünleri Islah ve Yetiştiriciliği projesinin alt faaliyetleri kapsamında 2 tür [Kerevit (Astacus leptodactylus)] [Pisi Balığı (Platichthys Flesus luscus pallas 1811) ile ilgili çalışmalar tamamlanmıştır.
HEDEFLENEN NEDİR?
Avrupa Birliği IPA programı destekli “TÜRK BALIKÇILIK YÖNETİMİNDE STOK DEĞERLENDİRMENİN BAŞLATILMASI” isimli projenin Teknik Yardım Bileşeni 2011 Şubat ayı itibariyle tamamlanmıştır. Projede hedeflenen balıkçılık kaynaklarının sürdürülebilir kullanımı ile ilgili amaç ve çıktılara ulaşılmıştır.’’
(Not: Temmuz - Aralık 2011 Döneminde yukarıdaki 35 projeden 9’u tamamlanacakmış.)
Açıkçası; Su Ürünleri Mühendisi olarak, projelerin ne olduğu, kaynakların nerelere ayrıldığını, sürdürülebilir balıkçılık için bakanlığın faaliyetlerinin ne olduğu, balıkçılık ve su ürünleri genel müdürlüğünün rolü, işlevi, yapısı ne olacak? Anlayamadım.
Umarım 2012 yılı; su ürünleri açısından hedeflerin,faaliyetlerin net olduğu;kaynaklarında ‘’bol’’ aktarıldığı bir yılın başlangıcı olur.Tabi bunları yaparken,bu işin eğitimini almış Su Ürünleri Mühendisleri’nin istihdam edilmesini ihmal etmeden…
Herhalde bu gidişle, “zeytincilik” kadar, “Su ürünleri Mühendislerimizin” sorunlarını da sık sık gündeme getireceğiz, ta kii “Vur vur inlesin, Ankara dinlesin” sözünü aklımıza getirmeyeceğimiz zamana kadar…










Söz sizin