29 Temmuz 2009

Tağşiş hakkında…

TAĞŞİŞ HAKKINDATağşiş; paranın, değerini üzerinde taşıdığı (Altın ve Gümüş sikkeler) zamanlarda sikke içindeki değerli metal oranını düşürüp, bakır vb. değersiz metal oranını artırarak yapılan bir uygulamadır. Osmanlı İmparatorluğu’nda para sıkıntısı çekildiğinde zaman zaman darphane-i amire’nin uyguladığı para politikasına verilen ve bir başka sözcükle yeniden ifade edilememiş bu kavram sadece para için geçerli olmayıp, ticarette tüketicinin kolaylıkla farkına varamayacağı şekilde bir malın içine daha değersiz madde karıştırılması durumları için de kullanılmıştır.

Zeytin yağı ile ilgili olarak sektörde sıkça duyulan kavramın farklı uygulamalarını biliyoruz. Ancak kavram karşısında hukuki ve ahlaki değerlerin önleyici olarak devreye alınmasında önemli sıkıntıların olduğunuda görüyoruz. Öncelikle konu hakkında belli bir bilinç oluşturmanın, zeytinyağında tağşiş uygulamasının önüne geçmede gerekli teknik ve hukuki çözümlere katkı sağlıyacağını düşünüyorum…

Zeytinyağı hangi metodlarla karıştırılabilir ve bu durumlar kısaca nasıl değerlendirilebilir?
1.Zeytinyağı ile başka yağ ve/veya yağlar karıştırılıp zeytinyağı olarak satılır.
2.Farklı niteliklere sahip zeytin yağları karıştırılarak nitelikli bir zeytinyağı gibi satılır.
3.Aynı niteliklere sahip zeytin yağları karıştırılarak satışa sunulur.
4.İçinde zeytinyağı da bulunan karışım, bir marka altında özel bir vaad ile karışım yağı olduğu belirtilerek satılır.
5.Zeytinyağı bir başka şekle dönüştürülür.
6.Bir başka tüketim maddesinin içeriğine zeytinyağı katılır.

Yukarıda saydığımız alternatiflerden birinci uygulama için direkt olarak sahtekarlık terimini kullanabiliriz. İkinci uygulama ise her nekadar birinciye nazaran su kaldırır gibi görünsede Tağşiş kavramının tam odağıdır. Neticede üretim tekniğinden ya da ürün niteliğinden kaynaklanan farklı yapıya sahip ürünleri kendi kategorisinde değerleyip satışa sunmak yerine bir yanılsatma ile malın öz niteliği bozularak yapılan bir karışımdan ticari fayda elde edilmektedir.

Üçüncü tür karışım uygulaması ise gıda kodeksinde belirlenen standartlar dahilinde başvurulan bir yöntemdir. Ürün nitelikleri doğru deklare edildiğinde hiçbir sorun söz konusu edilemez.

Dördüncü maddedeki durum için de söylenebilecek fazla bir söz yoktur. Neticede farklı niteliklere sahip ürünlerin bir araya getirilmesinden ortaya çıkan yeni ürün, değişik bir konseptle satışa sunulmaktadır. Bu karışımı yapan, ambalajın üzerine karıştırdığı yağların oranlarını ve niteliklerini gerçek olarak yazarak, yeni ürününü yeni bir isimle satışa sunmuştur. Ortaya çıkan yeni değerlerin insan sağlığına muhalif yönünün olup olmadığına bakılır. Burada ancak radikal bir kararla, zeytinyağı ülke veya bölge için stratejik bir ürün olarak tanımlanır ve özel bir statüye alınırarak, herhangi bir başka yağ ile karıştırılması kanunen yanlızca özel izne tabi kılınırsa başka…

Beşinci ve altıncı durumlarda zeytinyağı belli bir formül ile içeriğine katıştırıldığı ürüne değer katmaktadır. Zeytinyağı’ndan margarin elde edilebilir. Ya da zeytinyağlı sabun, şampuan, salça, vs. üretilebilir. Bu durumunda, -ortada farklı bir ürün söz konusu olduğu için- tağşiş kavramı ile bir ilişkisi yoktur.
Tekrar başa dönecek olursak tağşiş’in bir değer kavgası olduğunu görürüz.

Zeytinyağı değerli bir üründür. Değeri, doğallığında saklıdır… Öyleyse bu doğallığın muhafaza edilmesi ve hiçbir şekilde bu doğallığa müdahale edilmemesi gerekir. Bu işin uzmanları iyi bilirlerki, aynı ağaçtan farklı yıllarda alınan mahsülden, aynı yöntemlerle elde edilen zeytinyağı dahi birebir aynı özellikleri taşımaz. Nitelikli şarap üreticilerinin ürünlerini yıllara göre tasnif etmeleri de -bekleme avantajı dışında- bu doğal koşullar sebebiyledir.

Tağşiş ile etkin mücadele edilecekse şu gerçeğin kesinlikle ıskalanmaması gerekir. Eğer suç sayılan bir fiilin karşılığında ağır yaptırımlar içeren cezai müeyyideler uygulanmıyorsa o suçu engelleyemezsiniz…

Zeytinyağında tağşiş yapılması ile ilgili olarak suç tanımında ve bu suçun tespitinde çeşitli teknik sorunlar sözkonusu… Ülkemizde zeytinyağının hem toplumda hem de kamu nezdinde, vazgeçilmez kültürel bir değer olarak yeterince konumlanmamış olması da ayrı ve temel bir sorun. Unutmamalıyız ki, çaba gerektiren her iş bir ihtiyaçtan doğar. Eğer Türk kamuoyu zeytinyağını önemserse böylesine doğal bir zenginliğin muhafazası için gerekli zeminler kendiliğinden oluşacaktır…

Bugün için; çok sayıda küçük çiftçilerin kendi ihtiyaçlarını ve konu komşusunun ihtiyacını karşıladığı ve küçük işletmelerin kurumsal formatlardan uzak bir yapı içinde alım satım yaptığı zeminde özellikle tağşiş sorununun önlemek kolay bir iş değildir. Birinci hedef tağşiş uygulamalarını kurumlar nezdinde önlemek olmalıdır. Bu da ancak ağır cezai yaptırımların gölgesinde olabilir. Cezai yaptırımın çaydırıcılığı, tahlil ve tespit olanaklarının genişletilmesinden de etkin ve ani çözümdür. Sektörün bütün duayenlerinin ve tüm birlik ve STK’ların cezai yaptırımların olabildiğince artırılmasına odaklanması soruna kestirme bir darbe olacaktır.
Aslında bu sorunun da çözümü “Türk Zeytinini Dünya Markası Yapma” hedefinden geçmektedir.
Eğer bu hedefe kitlenen yapılar çoğalırsa, çözüm için daha fazla şans doğacaktır. Üstelik ülkemizin ayrıca, zeytinyağının anavatanı olmak gibi bir sorumluluğu da sözkonusudur. Bu gerçeği bir sorumluluk şeklinde hatırladığımızda ve gereklerini ulus olarak yapmaya başladığımızda “Türk zeytin ve zeytinyağını dünya markası yapmak” konusunda en önemli eşiği geçmiş olacağız…

Bu eşik aşıldığında bugün için olanaksız görülen birçok engelin kendiliğinden yok olduğu görülecektir…

Mustafa Arslan