Tarım nereye gidiyor
İnsanoğlunun ihtiyaçları hiyerarşisi konusunda görüş ortaya koyan bilim insanları, en kaba haliyle; Yiyecek – Barınma – Sosyal ihtiyaçlar sıralamasında hem fikir olmuşlar. Öte yandan fiziksel olarak hayatın idamesi için; Toprak – Su – Hava – Ateş (Işık, Güneş de denilebilir) unsurlarının mevcudiyeti yine ortak kanı.
Bugün insanlığın, teknoloji birikimi ve artan ihtiyaçların karşılanması sürecinde gelinen bugünkü noktada yukarıda saydığımız temel unsurlar ile ilgili olarak, küresel sorunlarla karşı karşıya geldiğini görüyoruz. Bu en fazla “Cevre Sorunları” başlığı ile karşımıza çıkıyor. Bu başlığı açtığınızda ise karşınıza; Toprak kirliliği, su kirliliği, hava kirliliği, ozon tabakası başlıkları çıkıyor.
Dikkat edildiğinde bu dört temel sorun hayatın -biri olmazsa olmaz- dört temel unsuru ile çakışıyor. Bunlara ilave edilecek başka birtakım başlıklarla (Açlık sorunları, nükleer sorunlar, bilinçsiz yapılanma, sağlık sorunları, savaşlar vs.) insanlık açıkca kendi kendisini tehdit eder konuma gelmiş durumda…
Bu tespitler bugün için biraz olsun duyarlı herkesin malumu olan konular. Ancak birey olarak; Çözümün neresindeyim? sorusuna olumlu cevap verebilecek farkındalığın oluşturulması hususunda, aynı genellemeyi yapabilmek mümkün değil… Bunda millet olarak herşeyi kamudan bekleme kolaycılığımız da etkin olabilir…
Halbuki ne olursa olsun her birey, küresel sorunlar karşısında “Ben de birşeyler yapmalıyım!” diyebilmeli…
Bu genel girişi yaptıktan sonra Zeytin Ağacı Dergisi’nin de temel konusu olan tarım alanında birkaç hatırlatma ve çağrı ile yazımı tamamlamak istiyorum…
Gıda güvenliği konularını son yıllarda sıkça duyar olduk. Bu kavram gıda ürünlerinin; üretim, satış koşulları ve satış sonrasına kadar uzanan geniş bir süreci kapsıyor. Yukarıda başlıklarına değinilen konulardan özellikle Toprak Kirliliği, gıda güvenliği konularında, hammaddesi tarım ürünleri olan gıda ürünleri alanında belli bir öneme sahip bulunuyor…
Bu tespiti yaptığınızda gözünüzde hemen Organik Tarım kavramı canlanıyor. Organik tarım bu çerçevede Türkiye için de artık bir gereklilik olarak ortaya çıkmış durumda. Organik tarım için ülkemiz ne kadar şanslı veya değil geniş bir tartışma konusu olabilir. Ancak tümden gelimci bir yaklaşımla, konunun önünde ne kadar sorun ve engel olsada; gelişmiş ülkelerde trend haline gelen ve oransal olarak tarımsal ürünler içinde belli bir büyüklüğe ulaşan Organik Tarım Ürünleri pazarının ülkemizde de önemsenmesi ve geliştirilmesi gerekiyor.
Çünkü organik tarım teşvik gördüğünde, bu yeni konseptin standartları gereği tohumdan hasata kadar her aşamada özellikle toprağa ve çevreye zarar veren birçok uygulamaya engel olmuş olacağız. Verim için toprağa daha doğal malzemeler katıştıracağız. Organik tarımsal üretim standartları doğrultusunda üretilmiş tarımsal ürünler yaygınlaştıkca daha sağlıklı ürünler tüketecek ve tarım alanlarında yaşamın ayrılmaz parçaları olan -arılar, kuşlar, solucanlar vs.- birçok faydalı canlıları da korumuş olacağız. Kısacası doğaya bir katkımız olacak.
Böylece hem çiftçiler hem tarımsal ürün girdi sağlayıcıları hem de tüketici bireyler olarak küresel sorunlar karşısında “Ben de birşeyler yapıyorum…” diyebilmiş olacağız.
Bu sözler bir çoğumuza naif ve ütopik gelebilir. Ancak unutmayalım ki bugün fısıldadığımız bu gerçekler yarın çok daha güçlü bir şekilde seslendirilecek ve taraftar toplayacak… Aslında farkında olmadan bu alana girdik bile. Geçmişte yeterince sorun olarak tanımlanmamış kavramlar sebebiyle tarımsal üretim girdilerinin denetimi alanında yaşanan zaaflar ve belli standartlara uymayan tarımsal girdiler önemli bir problemdi. Biraz reklam ve parlak ambalajla ve yüksek verim vaadiyle bir çok sakıncalı yöntemi topraklarımızda uyguladık. Bunların bir kısım zararları yıllar sonra ortaya çıktı. Kısa süreli yüksek verim beklentisi adına toprağı küstürdük. Daha çok ürün kaldırdıkça global olarak daha fazla para kazanılmadığını da gördük…
Ancak bugün bu işler artık okadar kolay değil. Herkes yaptığı işe daha bilinçli yaklaşıyor. Çiftçiye sunacağınız her ürün ile ilgili standartlar keskinleşti, denetimler de o nispetde etkinleşti. İleride daha da iyi olması hepimizin beklentisi…
Aslında gelmek istediğim konu tarımsal üretimin en temel kaynağı olan toprak… Toprağı daha güçlü, daha verimli hale getirebilecek %100 doğal ürünler var mı? Bu ürünün toprağa, bitkiye ve ürüne olumlu katkısı nasıl oluyor? Sorularını cevaplamak istiyorum.
Yalnız bu konuyu önümüzdeki sayıda işleyelim. Daha sonra da çeşitli konular hakkında yazılarımıza inşallah devam ederiz. Bu vesileyle tüm çiftçilerimizin verimli, bereketli bir dönem yaşaması için dua ediyor ve tüm Zeytin Ağacı ailesine sevgilerimi sunuyorum.










Söz sizin