19 Haziran 2008

Zeytin ağacına hayat veren eller: Semih Kıvrak

SEMİH KIVRAK:ZEYTİN AĞACINA HAYAT VEREN ELLERRöportaj: Hüsamettin Berber

Önce Semih Kıvrak’ı biraz tanıyalım. Kendinizden biraz bahseder misiniz?

İstanbul’luyum. 73’te ailemle beraber İzmir’e geldim. Okul hayatı falan derken liseyi bitirdikten sonra çeşitli işlerle uğraştıktan sonra babamla çalışmaya başladım. Babamın Urla İçmeler’de taş ocağı vardı. Daha sonra taş ocağımız devlet tarafından kapatıldı. Ocak kapatılınca hafriyat işine başladık. Ben de şöyle bir alışkanlık var. Ben çocukluğumdan beri kahvaltı yaparken, yemek yerken yemeği şekilli yerim. Mesela bulgurdan bir şey yaparım, onu sıkıştırırım ve öyle yerim. Telefonda konuşurken dahi resim çizerim. Ellerim boş durmaz.

Zeytin Ağacı köklerinden heykeller üretmeye nasıl başladınız? Eskiden beri süregelen bir uğraş olsa gerek.

Köşe yazılarım vardı. O köşe yazısı yazdığım gazetenin sahibi DSP’den para almış seçimlerde. 2002’de ki yerel seçimlerde. Güzelbahçe’de bir yerel gazeteydi bu. Para almasına ben sinirlendim, biraz tartıştık bıraktım. Mevlana’nın güzel bir sözü vardır. “Bilenin bilmeyene, olanın olmayana borcu vardır.” der.

Ben köşe yazılarımda hikaye anlatırdım. Kıssadan hisse tarzında yazılarım vardı, onları yazıp sonrada bir sonuç çıkarırdım. Epey ilgi görüyordu. Yazmayı bırakınca, ben de başladım ağaçlardan bir şeyler yapmaya. O da nasıl oldu? Bir tane kök parçası buldum. Kabuğunu soydum. Küçük bir kök parçasıydı. Kabuğunu soyunca ilginç şekiller gözüktü bana. Nasıl bulutlara bakar da farklı şekillere sokarsın onu. Aynı öyle şekiller gördüm. Bu zeytin köklerinin üzerinde ki fazlalıkları almaya başladım ve bir tane şekil çıktı ortaya. Ondan sonra bir şekil çıktıkça onun üzerine hikaye uydurmaya başladım.

Nasıl hikayeler?

Dur bir tane getireyim. (Elinde kuş, balık ve bir köpek bulunan küçük bir heykelcikle geliyor.)

Şimdi bunun hikayesi nedir?

Dünya yer, gök ve denizden oluşuyor bildiğiniz gibi. Kuş gökyüzünü temsil ediyor. Köpek karayı balık ise denizi temsil ediyor. Gökyüzünü fabrika dumanlarıyla, sıktığımız parfümlerle kirletiyoruz. Ozan tabakası delindi. Karada durum nasıl? Ağaçlar yok ediliyor. Her yer betonlaşıyor. Kimyasallar, foseptikler denize gidiyor. Ekmeğini denizden çıkartan balıkçı bile bilinçsizce avlanarak kendi ekmeğini yok ediyor. Doğaya bu zararı kim veriyor. İnsan. Güzel bir insan olabilir mi bu? (Heykelin arkasını çeviriyor. Heykelin arkasına oldukça çirkin bir hilkat garibesinin yüzünü oymuş.) Hayır. İnsan yararlandığı şeylere bile bile zarar veriyorsa kafadan çatlak olması lazım. Bakıyoruz beyni var mı? Beyni de yok bunun. Ama bütün insanlar bunun gibi çirkin mi, hayır. Güzel insanlar da vardır. Düzeltmek için gayret göstereceklerdir. Yani birçoğunun hikayesi var. Tek figür olanların değil de çok figürlü olanların hikayesi var. Genelde çok figürlü çalışıyorum.

Genelde aile temasını mı işliyorsunuz çalışmalarınızda. Eserleri incelediğim zaman öyle bir izlenim oluştu bende.

Evet aileyi işliyorum. İçlerinde Ramses heykeli de var. 11 bin kusur kürdandan oluşuyor.

Mesela aile konusu burada var. Hayat insana bir sefere mahsus güzel bir imkan sunar. Büyük balık gibi. Onu yakaladın, yakaladın. Yakalayamadığın zaman kaçar gider. Aile içerisinde ki eğitim eğer düzgünse o senin geleceğine ışık tutacaktır. Eğer ki eğitim güzel değilse kuru bir ağaç olursun ömür boyu tepene binerler. Büyüyünce hayat mücadelesi başlayacaktır. Yanında besleyeceğin insanlar vardır. Kimisi köpek gibi sadık olur, kimisi kedi gibi nankör olur arkadan kuyunu kazar. Kimisi de sırtından beleş geçinmeye çalışır. Yani burada ailenin içerisinde başlayan eğitimi anlatmaya çalıştım.

Peki, neden zeytin ağacı? Çünkü işlemesi oldukça zor olan bir ağaç.

Zor, işlemesi çok zor. Yani çok sert bir ağaç. Neden özellikle zeytin ağacı? Çünkü benim ulaşmam kolay. Ben hafriyat işiyle uğraşıyorum. Ve Urla bölgesinde zeytin çok fazla. Yani her yerden zeytin kökü çıkıyor. Ve çok güzel figürler var üzerinde. Ben yapmadım onları. Zeytin ağacı böyle bir şey. Baktığın zaman kendiliğinden veriyor sana konuyu.

Oradan bir ışık yanıyor. Sonra devam ediyorsunuz. Peki, ama ne kadar zamanda ortaya çıkıyor?
Epey bir uğraş gerektiriyor. Önce başlıyorsun, sonra ağaç sana söylüyor zaten şunu da yap diye. Hikaye kendiliğinden gelişiyor gidiyor. Ortalama altı aylık bir zamanda böyle bir şey ortaya çıkıyor.

Şimdi ben bunları otobüste, dolmuşta ve ya kamyon yüklenirken yapabiliyorum. Kamyon kullanıyorum ya. O aralarda yapıyorum. Ne zaman boşluk buldum o zaman. Evde yapmıyorum çünkü aileme zaman ayırmak zorundayım.

Çok zahmetli bir iş. Doktor bisturisiyle çalışıyorum. Şu kıymıkların büyüklüğüne bak.

Çevrenizden nasıl tepkiler alıyorsunuz?

Valla kırık diyorlar. Kafayı yemiş diyorlar. Bulunduğum ortam itibariyle pek anlaşılmadığımı hissediyorum.

Mesela öğle yemeğimi sanayide yiyorum. Sanata ilgisi olanların pek fazla bulunduğu bir yer değil buraları maalesef. “Ya bununla uğraşılır mı? Sen kafayı yemişsin.” gibi tepkiler alıyorum. Ama ben aldırmıyorum benim hoşuma gidiyor.

Tabi aslında sanata ilgi duyan bir kesim de yok değil. Var böyle bir kesim. Urla çok büyük sanatçılarda çıkartmış. Ama tabi büyük bir nüfus içerisinde 5-10 kişi çıkartmak kolay olur.

Bu ilk sergi mi?

Ben sergi hiç düşünmedim aslında. İzfaş’tan Şebnem Hanım, “Böyle bir organizasyonumuz var, katılır mısınız?” diye sordu. Peki dedim ben de. Şartları konuşuruz, falan dedi. Ben şart da konuşmadım. Taşımasını yaptık, standa para ödemedim. Onlardan teklif geldi. Diğer türlü zaten sergi açmak için gerekli olan maliyeti karşılayamam. Ticari amaçlı eserler değil bunlar çünkü. Mutlaka satmam lazım ki o maliyeti karşılayım. Ama sat desen ben satmam. Mesela şuna daha elimdeykem bir teklif geldi. Başkası için güzel bir rakamdı. Ama ben satmadım. Mesela hapishanede ki bir adam düşünün elin de tesbih var. O tespihi yıllarca sallıyor. En yakın arkadaşı o. Ayrılması çok zor. Dışarıdan baksan değeri belki 1 YTL’dir. Benim için de öyle 5-6 ay üzerinde çalışıyorum. Sonra çocuğum gibi oluyor.

Bir tane mecburi satış oldu. Yine zeytin ağacından bir İsa heykeli yapmıştım. Dayım ticaret yapar. Yurtdışına gidip geliyor. İsa heykelini bir yurtdışı ziyaretinde “göstereyim” diye aldı, götürdü. Bir Polonyalı, aşırı Katolik bir arkadaşı varmış. Adam bunu almak istemiş. Satılık değil dedim. Dayım, “ bu gelmez artık, adam vermiyor. İster paralı, ister parasız. Kaç paraysa söyle.” deyince 1750 Euro’ya satıldı.

Eserlerin boyutları aşağı yukarı aynı… Küçük boyutlarda hepsi.

Çünkü otobüste, dolmuşta yaptığım için daha büyük olursa taşıyamam. Evde yapmıyorum. Atölyede yapmıyorum.

Elinizde çalıştığınız ne zaman tamamlanacak…

Bu tamamlanacak bir ağaç değil. Çünkü kök çatlak. Orantılarda tutmuyor. Kökün,
Dalın özelliği de önemli. Bakın çalışmalarımın arasında birkaç tanede Kızılderili var. Çünkü Kızılderili Türk soyundandır. Kilim işlemeciliği bile Türk motiflerinin aynısıdır. Bu özellikleri ve doğaya olan saygılarından dolayı Kızılderilileri de işliyorum çalışmalarımda.

Çevreyi de konu ediniyorum. Çevre sürekli yok ediliyor. Çevre yok edilirken kendimizi de yok ediyoruz. İnşaat yaparken zeytin ağaçlarına zarar veriyorlar. Ben de bu işle uğraşıyorum. Biliyorum ki inşaat yapacağız diye ağaçlara zarar verenler var. Ben taşıyorum ağacı kepçeyle. Zeytin güçlü bir ağaç olduğu için yaşıyor. Yeter ki köklerine fazla zarar verme. Yani onlara kalsa öldürecekler ağaçları.

Peki zaman içinde yıpranmıyorlar mı? Nasıl koruyorsunuz?

Japon yapıştırıcısı sürüyorum. Benim bulduğum sistem bu. Yapışkanı döküyorum. Emiyor içerisine. Cila gibi kaplamış oluyor. Ve çatlamasını engelliyor. Ayrıca hepsinin doğal rengi. Zeytin kökünün rengi katman katman farklılaşıyor. Dallarına bakıldığında görülebilir.

Röportaj . Son Sayıdan