Zeytinyağında kutsal ithalat ideolojisi
Zeytinyağı, ekonomideki büyümesine paralel daha yoğun tartışılıyor. Doğal bu süreç aslında bir anlamda işlerin yolunda gittiğini gösteriyor. Tartışmanın getirdiği dirilik fikri tembelliği ve ataleti önler, gelişimi kolaylaştırır. Kültürü ile bir tarihi ve coğrafyayı ekonomik değeri ile on binlerce aile ve toptan bir ülke ekonomisini etkileyen zeytinyağını tartışmaya geç bile kalmıştık.
Kültürü, mutfağı, ekonomisi ve birçok yönüyle zeytinyağı merkezli tartışmalarının bir alanı var ki biraz estetik dışı kalıyor. Tartışmanın o yaratıcı evreninin ötesinde bir ‘soluk kesme, bel altı vurma’ mantığı ile yürütülüyor. Zeytinyağı ithalatı etrafında yapılanan tartışma aslında Türkiye’nin bu kadim ürününün rotasını da tayin edecek. Her türlü üretici inisiyatifini dışlayan bakış, ‘kutsal ithalat’ ideolojileri adına zeytinyağı ithalatını adeta varlık nedeni olarak görüyorlar. Her fırsatta DİR (Dahilde İşleme Rejimi) kapsamında zeytinyağı ithalatını isteyenler, sektörün başka türlü gelişemeyeceğini inanıyorlar.
‘MARKA OLMA, RAFİNERİCİ OL’
Zeytinyağında henüz marka olamamış bir ülkede ithalat marifeti ile sektörde büyüme söylemi en hafif ifade ile tuhaf. Kaldı ki ithalat isteyen bazı isimler dünya devi kuruluşların Türkiye’deki ithalatçıları olunca paradoks tüm çıplaklığı ile fark edilebiliyor. Sanki Türkiye’nin sektördeki iddialarından çekinen geleneksel rakiplerin, Türkiye’yi marka yaratan değil de iddiasız bir işleyici pozisyonuna ‘tav etme’ gayreti gibi geliyor. Yıllardır dökme ürün satan Türkiye’de ‘hadi biraz da siz işleyin, katma değerden az da olsa nasiplenin’ mealli bir gelişme ilk bakışta cazip gelebilir. Üstelik bir de zeytinyağında marka sahibi ülkelerin ürün işleme noktasında giderek isteksiz davranması ve bu işleri yavaşça iddia sahibi ülkelere devrederek sadece marka pazarlanmaya odaklanmak istemeleri bu süreci destekliyor. İşleyicilik ile marka olmak arasında uçurumu fark etmek istemeyenler, aslında Türkiye’nin iddia ve hedeflerine de inanmamaktadırlar.
ÜRETİM HEYECANI KIRILABİLİR
Zeytinyağı ithalatının bugün için anlamsız kılan az sayılamayacak neden var. Ben bu rasyonel zeminli ve aritmetik nedenlerden çok daha farklı bir boyuta dikkat çekmek istiyorum. Zeytin ve zeytinyağı tarihinin kadim diyarı olan bu coğrafyada insanlar yüzyıllar sonra tekrar bu ürünle ilgili heyecana sahip olmuş. İnsanlarımız büyük umutlar ile dağa taşa zeytin fidanları dikiyor. Ekonomisindeki cazibe nedeni ile ilgili ilgisiz her sektörden girişimci, dikime, üretime hevesli. Her şey Türkiye’yi üretimde ilk üç’e sokacak trent de ilerliyor. Düşünüyorum tam da bu dönemde, işte tam da bu heyecan yaşanıyorken neden ithalat lobisi üretim ve üreticinin şevkini kırar? Neden sektördeki en büyük sorun ithalat gibi lanse edilmek istenir. Neden ‘ithalata karşı çıkanlar’ için ‘suçlu ve tehlikeli’ izlenimi yaratılmaya çalışılır. Üstelik rakamlar rekolte ve rezervin ihracatçının talebini de karşılayacak boyutta olduğunu gösterirken.
İthalat için verilen mücadelenin yarısı üretici ile diyalog harcansa eminim bugün ithalat lobisinin tezlerine dayanak olan risk algılamaları ortadan kalkar. Antik Ege limanlarını ihraç edilecek zeytinyağı anforaları ile dolduran bu coğrafya insanları, ithalat yapmadan da zeytinyağında söz sahibi olunacağını kanıtlamışlar mıydı?










Söz sizin